HASRETLE GEÇEN YILLAR

   Abiciğim, sen yoksun… beş senedir yoksun.. ne sesin, ne gözlerin hiçbiri yok. O tarihten (26 Mart 1999) itibaren sensiz bir sabaha uyanmışız ve her kavuştuğumuz günle senden ayrılığımız bir kat daha artıyor. Hayalimde aniden çıkıverecekmişsin gibi, hayattayken yaptığın sürprizler gibi… Gelecek, bizi sevince boğacaksın, annem, babam, kardeşim deyip sarılacaksın diye beklemekteyiz hâlâ hepimiz. Heyhât yoksun işte, canlılığını hissetmediğimiz bir sensizlik ortasında, ama aslında hepimiz seninle doluyuz. Yoksun, en güzel zamanlarımızda kardeşlerinin düğününde, düğün fotoğraflarında, pikniklerimizde, gezilerimizde, akraba ziyaretlerimizde. Yeğenimizle oyunlar oynadığımızda, sokaklarda dolaştığımızda, oturup konuştuğumuzda, tartışmalarımızda... Daha önce seninle yaşadığımız hiçbir şeyin bir tekrarı olmayacak. Yani yaşayacağız her şeyi, üzüntüleri, mutlulukları… Ama hep seninle paylaşamamanın acısıyla..

   26 Mart 1999 öylesine geçecek bir gündü daha önceleri, aynı 24, 25 Mart gibi.. Kurban bayramı arefesi de öyle. Ama, o haberden sonra hiçbir kurban bayramı arefesi ve 26 Mart öylesine bir gün değil. Bir daha asla acısını unutamayacağımız hâlâ kanayan bir yarayla yaralanıp sarsıldığımız bir gün. Hafızdın, Allah yolundaydın, gurbetteydin, Cuma gecesinde ve seher vaktinde şehitliğin bütün bu hasletleriyle Rabbine kavuştun. O gün bugündür sensiz her şeyimiz… Ama seni tanıyıp sevenlerin yüreklerinde ve dualarındasın her zaman. Hatıralar canlandığında, eski fotoğraflarımıza baktığımızda yokluğunu hissettiğimiz o derin anlar var ya, kopuyor yüreğimizden parçalar gözyaşına dönüp akıyor göz pınarlarımızdan boşluğa. Boşluğun hiçbir zaman dolmayacak, yerine kimseler oturmayacak. Sen benim Kürşat abimsin, örnek aldığımsın.

   Çok meşakkatli geçti hayatın. Gülümseyen yüzün, o sıcak, sımsıcak, samimi bakışların hafızalarımızın en derin yerinde saklı. Sadece hafızalarımızda tutmaya çalıştığımız sayılı hatıralarında kalmadın, hep gönlümüzdesin. Çocukluğumuzda beraberdik belki, fakat sonraları seninle geçirebilecek çok zamanımız olamadı. Çünkü sen okuyordun, yurtta, evde ve her yerde hizmete koşuyordun, bayramlarda bile gelmiyordun hizmetten biraz geri kalacağım endişesiyle. Kurban Bayramı sabahları telefonla arardın bayramlaşırdık, dua isterdin, hasretle kapatırdık telefonu. Kendini hizmete o kadar vermiştin ki gerçekten aileni unutmuştun. Sana sitem etmiştim mektuplarımda, etrafındaki çocuklar gibi bizimle de ilgilensen diye. Sen, sevda dedin terk ettin ana baba kardeşi, eşi dostu arkadaşı, yari yâreni… Bizlere, akrabalara zaman ayıramamanın derdini yaşıyordun.Yaz tatilleri daha da uzaklaşırdın, Azerbaycan'a giderdin. Oradan telefonla görüşme imkânımız da zordu. İki-üç ayda ancak haber alabiliyorduk, heyecanlanıyorduk sesini duyunca...

   Ne zaman geleceksin diye soruyorduk hep. Sonra çıkar gelirdin iki-üç günlüğüne bazen bir haftalığına. Geleceğin gün, bir annem bir de ben pencereden gözlerdik yolunu. Babamsa “daha erken, bakıp durmayın” derdi. V,e seni sokağın başında gördüğümüz anda “abim geldi” diye bir çığlık atardım, koşardık kapıya. Zor taşıdığın eşyalarını koyar koymaz içeriye, sarılırdık onca ayın hasretinin ardından kavuşmanın sevinciyle… Sen de sımsıkı sarılırdın dilinde şükürle, gözlerin nemli sevinçle parlardı. Sonra hemen kahvaltıya otururduk. Konuşacak şeylerin çokluğundan nereden başlayacağımızı bilemez, yolculuğunu sorardık. Sen başlardın anlatmaya. En çok babama anlatırdın. Çünkü o mutlu oluyordu senin hizmetlerini ve oralardaki İslâmî gelişmeleri duydukça. Aslında hepimiz dinleyip payımıza düşeni alırdık. Annem istirahat etmen için ısrar ettikçe “tamam anne” der anlatmaya devam ederdin. Bir taraftan valizini açar hepimize ayrı ayrı aldığın hediyeleri dağıtırdın. Oldukça az olan harçlığından artırıp ne yapıp eder hediyeler alırdın her seferinde. O gün çok mutlu olurduk. Ahh çok güzel günlerdi o günler…

   Biliyor musun bana ezgilerin ne olduğunu sen öğrettin. Üniversite yıllarında yeni çıkmıştı marşlar, Mehmet Emin Ay derslerinize giriyordu. Her tatile gelişinde getireceğin yeni kasetin heyecanını yaşardık. Başa sarıp tekrar tekrar dinlerdik, beraber söylerdik. Şimdi o ezgileri dinliyorum hep, ve söylüyorum sensiz, sessiz…Hasret kafesi terennümlerimde…

   Eve geldiğinin ertesi gününde seni, eski elbiseler giymiş çalışırken görürdük. Ya bahçeye gidilirdi ya evimizin inşaatında yardım ederdin ya da tamirlik bir şeyler bulurdun. Babam oğullarını beklerdi beraber yapacağınız işler için. Tatile gelmiştin oysa, ama anne-baba rızasını kazanmak, üç gün de olsa gönüllerini hoş etmek için hep çalışırdın. Hiç unutmam bir gün annemle sabah erkenden teyzemlerin bahçeye yardıma gitmiştik. Akşam karanlığında yorgun-bitkin bir şekilde eve döndük. Bir baktık bulaşıkları bırakıp gittiğimiz mutfak pırıl pırıl olmuş, yemek yapılmış ve etraf düzenlenmiş. Nasıl sevinmiştik, annem hep dua etmişti… Evimize neşeyi, değişikliği sen getirirdin. Rutin hayatımıza taze bir nefes gibi gelir-giderdin. Valideyninin seninle gözleri parlardı. Artık eskisi gibi değil gözleri, hep buğulu… geçmişi, senli günleri arıyorlar.

   Sen yaratılışının sırrını çözmüş, her an Cenâb-ı Hakk'a yaklaşma gayretiyle O'nun rızasını, sevgisini nerelerde bulabilirim arayışındaydın. Onun için zamanın, şimdinin, yaşanan anın önemini fark ederek yerinde duramayan, her nefesini en doğru yoldan giderek değerlendirmeye çalışan şuurunla istirahatini kabire erteleyip kısa sürede çok işler başarma azmiyle, bir imân vecdiyle yaşadın. Bizler senin manevi hâlini fark edip sana layık davranamadık, affet abiciğim. Ne yazık ki kaybedince anladık kıymetini. Sana saygıda bir kusur etmek istemezdim. Galiba düşünüp tartmadan fiiliyata döktüğümüz işler, gaflete düştüğümüz ve basit sebeplerden sevdiklerimizi kırdığımız zamanlar. Bu gafletten kurtulup en yakınımız olan insanları yani en değerli hazinemizi kırıp, üzmeyiz inşaallah. Çünkü, insanın anne babası ve kardeşlerinin yerine koyacağı başka bir kimse yok. Sen hiçbirimizi incitmemeye gayret ettin, kavgasız-gürültüsüz dervişane bir hayat geçirdin. Etrafındakilerin de gerçek huzura, senin şimdi ulaştığını umduğumuz güzelliklere, nimetlere ulaşmalarını çok arzu ettin. Arzu ettiğin için olsa gerek ki şehiden son bulan hayatınla, birçoğumuzun uykudan uyanmasına, amacımızdan sapmadan sadece O'nun rızası için hizmet ederek, senin gibi hazır olduğumuzda huzura kavuşabilmemiz için bize ibret olacak bir hayat sundun.

   Bu zamanda da böyle bir gençliğin yaşayabileceğini, ölümün güzelliğini gösterdin. Hayat yolculuğunun neresinde son durağa geleceğimizi bilemediğimiz için, gençliğin gel-geç sevdalarla çarçur edilmeyecek en kıymetli zamanlar olduğunu, en ulvi sevdâ için yaşanan zamanların bizim tek sermayemiz olduğunu öğrettin bize.

   Şimdi senin talebelerin muallim oldular anlatıyorlar belki örnek hayatını. İnşaallah onlar da senin gibi temiz, gayretli bir hayat yaşayarak örnek oluyorlardır. Bayrağı senin bıraktığın yerden alıp daha da yükseklerde dalgalandırmak için yarışan dava arkadaşların var elhamdülillah. Senin gibi aklı, fikri, kalbi hep öğrencilerinde olan nasıl kalblerine inebiliriz, sevdirebiliriz, kurtuluş yolunu birine daha nasıl gösterebilirizin heyecanıyla kendisini gurbette hizmet ederken bulan nice arkadaşların var bugün. Belki yeni Mus'ablar olacak, şehid oldu haberleri alınan. Acısı tarifsiz olsa da aslında gıpta edilecek bir mertebeye ulaşmış olacaklar inşaallah. Böylesine kıymetli insanlar, sizlerin kapı kapı dolaşıp bir tanesini bulmaya çalıştığınız talebelerin onlarcasına, yüzlercesine hizmet ediyorlar şimdi. Bu güzel gelişmelere seninde çok sevinip mutlu olacağını bilmek, bizi de o hizmet ehli gençlerden olma gayretine sevkediyor.

   Osman hocamızla karşılaştığımızda senden, seni çok sevdiğinden bahsediyor. Yeryüzünün, üzerinde taşımaktan onur duyduğu şerefli insanların dilinde ve gönlünde olmak ne imrenilecek bir mertebe.

   Biz seni çok özledik ve seni ziyaret etmek, hele bayramlarda gelip kabrinin başında bayramlaşmak istiyoruz, fakat gelemiyoruz işte. Ailecek umut ediyoruz inşallah, kabrinin yanı boş değildir, emek verdiğin insanlar Aliabad halkı seni yalnız bırakmamışlardır, bizim yerimize ziyaret edip okuyorlardır diye. Avutmaya çalışıyoruz birbirimizi. Uzaklardan gönderiyoruz fatihalar, yasinler...

   Rabbim hepimize sabr-ı cemil versin. Bizlere de senin örnek aldığın tek önderimiz Rasul-ü Ekrem'in hayatından hisseler alarak, Rabbimizin rızasına nail olabilecek, bereketli, sırat-ı müstakim üzere güzel bir ömrün sonunda, bir düğün sevinciyle son nefesimizi verip, ahirette kollarını açmış bizi beklerken sana kavuşabilmemizi nasip eylesin. (Âmin)

Bir tanecik kız kardeşin

Ferah Şule AKSEL