Benden binlerce kilometre uzaklarda Bu hüzünlü dünyada beni yalnız bırakırken Seni niçin sevdim biliyor musun...
Beraber okuduğumuz okullarda Belki bana “kardeşim” demeni sevdim, Belki, beraber top oynarken Bana çalım atıp gol atmadaki sevincini...
Yaptığımız tartışmaların sonunda, Benim inadıma sabredebilmeni, İstişare ile verdiğimiz kararlarda Beni kırmadığını sevdim.
Belki, benim sinirlenmeme aldırmaksızın Her şeyini çocuklar için delicesine feda edercesine Uşaklarla uğraşıp gece yarılarında benim yanıma geldiğinde Gözlerinin yarı kapalı gülümseyişini sevdim.
Çileyi seçtiğini bana anlatırcasına Derdini sevdiğini söyleyen biri gibi Kokuşmuş bir düzende yapraklar dökülürken bir tarafta, Bir başka ülkede yeni fidanlar dikmeni sevdim. |
|---|
10-10-1999 İstanbul --- Hasan Serhat YETER
Ben seni hiç sevmedim ki, Sırılsıklam aşık olmuş kavgamda Bana her zaman destek olmanı ve Beni yalnız bırakmamanı sevdim. Ben seni hiç sevmedim ki, Ben sevdim mi adam gibi severim. |
|---|
28-04-1999 İstanbul --- Hasan Serhat YETER
--------------------------------------------------------------------
(Abimin hissiyat ve kişiliğini gösteren bazı anekdotlar)
*** Abim, ilkokulu bitirince memleketimiz Denizli'de Pazarbaşı kuran kursuna gitmeye başladı. Büyük ihtimalle ben de abim kuran kursuna gittiği için onu kıskanmış ve kuran kursuna gidip hafız olmaya karar vermiştim. Tabi dedemin hafız olmasının de tesiri büyüktü.
Aynı kuran kursunda bir yıl beraber okuduk. Kuran kursunda genelde abi-kardeş beraber gezerdik. Kursta iken bana çok destek oldu. Kursta abim aktifti ve kendini sevdirmişti. Hatta bir arkadaş bana “abini sevdiğimiz için seni de seviyoruz” bile demişti.
*** Ben hafızlığımda azimli idim ama oyunu da çok seviyordum. Pazar günleri izin günümüzdü ve arkadaşlarla hafta sonlarında atari solanlarına gidiyorduk. Ben özellikle bir oyuna takmıştım ve rekor yapmak istiyordum, ancak param yetmiyordu. Abim Honaz'dan ortaokulu dıştan bitirme sınavlarına girmek için geldiğinde ben ondan para vermesini rica ederdim, o öğüt verir ancak beni kırmamak için kendisinin ihtiyacı olan parayı bana verirdi.
*** Kuran kursu bittikten sonra abimle evimizde ibadet odası ismini verdiğimiz (odanın kıble duvarında Kabe motifli bir mihrap olduğundan bu isimle adlandırıyorduk ki bizim manen yetişmemizde bu odanın tesiri çok büyüktü) odamızda kalıyorduk.
Bir ranzamız vardı. Ben ranzanın altında abim ise üstte yatıyordu. Bir gece uyurken yerin altından kuvvetli bir ses işiterek uyandık ve ardından sallanmaya başladık. Bu depremle ilk karşılaşmamız idi. Deprem Honaz merkezliydi ve 4.8 şiddetindeydi. Deprem olurken ben, ne oluyor! dediğimde abim, deprem oluyor, korkma hemen ayetelkürsi oku, dedi. Ayetelkürsiyi okurken depremde durmuştu, ancak bu olay bizi bir hayli etkilemişti. Deprem sırasında abimin ilk olarak aklına ayetelkürsi duâsının gelmesi, Allah ile bağının kuvvetini gösteriyordu.
*** Abim bizlere, anneme ölüme hazırlıkla ilgili çok şeyler söylerdi. Annem böyle söyleme dediğinde her defasında, önce ben aranızdan ayrılacağım derdi. Bu sözler kulaklarımda çınlıyor. Ben, ölümü bir türlü hissetmediğimden olacak ki sanki uzun bir hayat yaşayacakmışım gibi hissettiğimi söylediğimde, o kendisinin kısa bir ömrü olacağını hissettiğini söylemişti.
*** Biz ikimiz birbirimize çok benziyorduk. Özellikle şekil yönüyle. Bizi karıştırlar, ikiz zannederlerdi. Karakterlerimiz farklıydı. Ancak birbirimizle sürekli istişare yapar, aramızda tartışırdık. Kararlarımıza saygı duyardık. Bazen birbirimizi kırdığımız da olurdu.
Ben çoğu şeyi eleştirirdim o da benim eleştirilerime genelde katılırdı. Beraber fikir alışverişinde bulunur, tartışmalar yapardık. Yine beraber Türkiye'nin bütün ilçelerinin listelerini çıkartır, dünya ülkelerini inceler, çeşitli yorumlar yapardık. Lisede beraber okurken çok ilginç çalışmalarımız olmuştu. Mesela bir tanesi nüfus büyüklüklerine göre bütün büyük ilçeleri sıralamak ve 2000 yılında tahmini nüfusunu ve gelecekte hangi sırada olabileceğini hesaplamaktı.
*** Abim tarihe ve edebiyata meraklıydı. Eline geçirdiği tarihi romanları hemen okurdu, şiirler yazardı. Üniversite tercihinde ilahiyat, tarih ve edebiyatı tercih edeceğini ve bu bölümlerle İslâm'ın çok iyi anlatılabileceğini söylerdi.
*** Ali Ege efendi abi belki de abimle benim hayatında en derin iz bırakan büyüklerimizden biriydi. Bizleri çok severdi. Çok huzurlu, farklı bir yapısı vardı. Yanına gidince kalplerimiz ürperirdi, haşmetliydi. Abim lisede okul birincisi oldu ve Ali efendi abimizin yönlendirmesiyle Bursa İlahiyat'ı birinci tercih olarak yazdı ve kazandı.
*** Biz, O'nun üniversiteyi kazanmasına, özellikle Bursa İlahiyat'a girmesine çok sevinmiştik. Çünkü akrabalarımızın çoğu oradaydı. O bu durumdan zamanla sıkılacaktı, akrabalar çok olduğu için hepsini ziyaret etmekte zorlanacaktı. Bir ara Bursa'ya gittiğimde akrabaları ziyaret etmek için bir hayli ısrar etmiş, kendisini vakıf işlerine çok vermesini eleştirmiş, ona bir hayli tepki göstermiştim. O ise buna mecbur olduğunu ifade etmişti.
*** Bursa'dan her gelişinde maddi durumu iyi olmamasına rağmen, herkese çok güzel hediyeler getirirdi. Kestane şekeri, seccade, eşofman, kivi gibi ilginç meyveler ve çeşitli lokumlar getirdiği hediyelerden bir kısmı idi.
*** Bursa'yı severdi. Başkalarını gezdirmekten hoşlanırdı. Her yer hakkında ayrıntılı bilgi verirdi. İlk gittiğim Bursa'da her sabah İncirli'deki evlerinden Emir Sultan'a namaza gitmenin ve oradaki mezarlığın maneviyatını ve etkisini anlatmıştı. Günümüzde Bursa'nın en merkezi yerlerinden olan Altıparmak bölgesinin isminin zamanında o bölgede yaşayan yahudi çocuklarıyla alay eden müslüman çocukları tarafından verildiğini belirtmişti. Osman Gazi türbesinin girişindeki anıt şehitlik yanındaki yazıyı göstererek "Osmanlıyı yıktık ve Türkiye'yi biz kurduk" ifadelerinin o mekânda ne kadar îmalı olduğundan bahsetmişti. Bursa'nın her tarafında Avrupa şehri yazılarına dikkat çeker, gençler arasında Avrupa merakından ve açık-saçıklığa dikkat çekerdi. Kendi aramızda Denizlide genç neslin iyiye gittiğini Bursa'nın ise gençlerinin bozulduğunu konuşurduk.
*** İlk defa İstanbul'a yaz kursu için gittiğim zaman ben lise iki o ise üniversite birinci sınıfta idi. Hüdayi'nin Ihlamurkuyu yurdunda kalmış, karşılıklı okuyarak hafızlığımızı tekrarlamış, İstanbul'u güzelce gezme imkanı bulmuştuk. O İstanbul'a birkaç defa geldiğinden bayağı iyi biliyordu.
Üsküdar'daki selâtin camilerini gezdirip beni Topkapı, Ayasofya, Dolmabahçe müzelerine götürdü. Topkapı Sarayı'nda, bana tarihi bilgiler vererek bir hayli yorumlar yaptı. Ben, Dolmabahçe'nin çok güzel ve büyük olduğunu söylediğimde O, Osmanlı'nın yıkılış sebeplerini kısaca anlatmayı gerekli görmüştü. Ayasofya'nın şu anki hali ikimizi de üzmüştü. Çünkü Fatih Sultan Mehmet, burayı vakfetmişti ve vakıfnamesindeki şartlar şu anki uygulamayla bağdaşmıyordu.
Beylerbeyi Sarayı ikimizin de hoşuna gitmişti. Orada II. Abdülhamidin kendi eserleri vardı, anlatan rehber de güzel tarihi bilgiler vermişti. Yerabatan Sarnıcını, Mısır Çarşısı ve Kapalı Çarşı'yı, Eyüp Sultan'ı, Sultanahmet, Beyazıt, Süleymaniye, Fatih ve Yavuz Selim camilerini gezmiştik. Eminönü Yeni caminin yanındaki Atatürk'ü Yaşatma Derneğinin yerini göstermiş, buraların aslında türbe yerleri olduğunu söylemiş ve yağmaya dikkat çekmişti (Günümüzde türbeye çevrildi).
Üsküdar'da, vapurdan insanların nasıl koşuşturarak indiklerini seyrettirmiş, ne kadar farklı bir manzara, dünya telaşı, herkes koşuşturuyor, herkes farklı yönlere gidiyor, demişti.
*** Azerbaycan siyaseti ve GYF çalışmaları hakkında sürekli ben sorular sorar o da bana orası hakkında, bütün konularda bilgi verirdi. Osman Hocamızın Azerbaycan'a ziyaretlerini ve Onu memnun etmenin verdiği mutluluğu bana anlatırdı. Azerbaycan'da olduğu zamanlar, Türkiye'de okuyan talebelerini soruşturur, ben de onlarla ilgilendiğimi söyleyince memnun olurdu.
*** Türkiye siyaseti hakkında konuşur, yanlışları eleştirir, Türkiye'deki Müslümanların sıkntılarının son bulması için ne yapılması gerektiği noktasında sürekli istişareler yapardık. Siyasi düşüncemizde tam bir uyum içersindeydik. İkimizde aynı sevdayı savunurduk. Bizim İslam dünyası için ilk önce aynı dili konuşan ve aynı dini sahiplenmiş insanlarla kenetlenmemiz gerektiğini düşünürdük. Benim Türk-islam dünyası haritasını çizerek O'na vermem ve türkî cumhuriyetlerle ilgili düşüncelerim onun çok hoşuna gitmişti. “Büyük düşünmen benim hoşuma gidiyor” der ve “biz de bunun için Azerbaycan'dayız” gibi bana latifelerde bulunurdu.
*** Beni teşvik eder, bazen pohpohlar, sen ilim adamı ben hizmet adamı olacağım gibi ifadeler kullanırdı. Babama, sen iki çocuğun olsun biri hizmet, biri ilim yolunda olsun isterdin, ikisi de oldu derdi. İlim yolunda ilerlemem için bana gerekli maddî ve manevî desteği sağlamaya çalışırdı. Yüksek lisansı kazandığımda bana ikiyüz dolar göndermiş, ne zaman istersem kendi maaşından benim para çekebileceğimi söylemişti. Bu da beni çok memnun etmişti.
*** Cömert idi, vermeyi severdi. Rızık konusunda Allah'a teslim olanlardan idi ve sürekli buna vurgular yapardı. Abimle para ile ilgili mevzuları konuştuğumuzda O, şimdiye kadar hiç para biriktirmediğini, ihtiyacı olanlar için artan parasını kullandığını ve Allah için vermenin güzelliklerini anlatırdı. Bana bu konuda örnekler verir, verdikçe, rızkının arttığını söylerdi.
Kendi gelirlerini tek tek söyler, Bursa'da belletmen iken şu kadar alıyordum, sonra müdür yardımsı oldum şu kadar aldım, Azerbaycan'da elhamdülillah şu kadar alıyorum, ben verdim Allah arttırdı derdi.
Türkiye'ye ailecek geldiğinde son görüşmemizde hiç para biriktirmemesi ve evinin ihtiyaçları için bile doğru dürüst harcama yapmamış olması hasebiyle, ben O'na ilerde kesinlikle paraya ihtiyaç duyacaklarını söylemiştim. En azından doğum için ihtiyaç olabileceğini, Türkiye'de paralı askerlik yapmak için para biriktirmesinin şart olduğunu ve kesinlikle her ay belli bir miktar biriktirmesi gerektiğini vurgulamış ve sonunda her ay yüz dolar biriktirmesine istişare ile karar vermiştik. Bu karara sadık kalmıştı. Vefat ettiğinde benim de tahmin ettiğim gibi evinden 600 dolar para çıktı. Para, günlük defterinin içinde idi ve ben elimle koymuş gibi bulmuştum. Çünkü o, herhangi bir yere para saklayacak olsa; paralarını kitap veya günlüklerinin içinde saklardı.
*** Azerbaycan'da halk ile bütünleşmiş, onlar ile hemhâl olmuştu. Çünkü O, onlar gibi konuşur, onlar gibi yemek yer, hiçbir zaman lüks olabilecek bir davranışta bulunmazdı. Azerbaycan'da kaldığı yerler gerçekten sadece hizmet düşünenlerin kalabileceği cinsten idi. İlk evlendiği yıl üç aile beraber aynı yerde kalmışlar. Ev, sadece bir oda ve bir salondan ibaretmiş. Abimler öğretmen arkadaşlarından biri olan Ali Can beylerle aynı salonda aralarına perde çekerek yatmışlar. Yan tarafta küçük bir odada diğer bir aile kalmış, onlar da tuvalete gitmek için salondan geçiyorlarmış. Uzun bir dönemi bu şekilde geçirmişler.
*** Vefatından sonra evine vardığımda neredeyse hiçbir şeyi yoktu. Ev, yani medresenin lojmanı yeni yapılmıştı. Yeni lojmanlarında dar bir koridor, oturma odasında yerde iki minder, bir soba ve bir elektrikli ısıtıcı vardı. Duvardaki rafta kitaplar, defterler, kasetler vardı. Diğer bir oda yatak odası idi. Burada yeni yaptırttığı tahta bir karyola vardı ancak üzerinin döşeği yoktu. Bir dolapta da elbiseleri ve bilhassa bebek için hazırlanmış ve kullanılmamış bebek elbiseleri vardı. Mutfakta buzdolabı ve mutfak eşyaları vardı. Ayrıca yeni aldığı ama daha kullanamadıkları bir çamaşır makinesi vardı.
Kardeşi Hasan Serhat Yeter