O'NUN HAKKINDA SİTÂYİŞKÂR SÖZLER

   * Kürşat Emin hakkında yazı yazanların ve konuşanların O'nu öven, iltifat ve sitâyişkâr sözlerinin bir kısmını buraya topladık. Bunlar yazı ve mektupların içersinden bizim seçebildiklerimiz. Bu duygu ve sevgi dolu sözler çoğaltılabilir.

   Bu ayrı bir kaynak, bizler için ayrı bir örnek. Acaba şu anda biz de vefat etsek bizi bu şekilde tanıyanlar acaba bizler hakkında da böyle güzel iltifatlarda bulunurlar mı?

   Eğer böyle iltifatlarda bulunmazlar diyorsak eksiğimiz nerede? Biz ne zaman aranılan vasıflarda insan olacağız? Gerçekten gayret etsek bizler de bir nebze bu güzelliklerden hisse alamaz mıyız? O güzel insanın ahlak, karakter veya hayat tarzından kendimize de bir ışık bir parıltı yakalayabilmek mümkün olmaz mı? Belki O'nun aşk, vecd, gayret ve İslam'ı yaşama hususundaki azmi bizleri de intibaha getirir diye düşündük. Gidenden çok kendimize bir yol çizmede istifade edebilmek arzusundayız.

   Bu duygularla bu güzel halleri kendimize örnek alabilmek için Onun hakkında söylenen övücü sözleri veriyoruz.

 

ÜNİVERSİTE MEZUNİYET YILLIĞINDAN

“Beş yıl süresince arkadaşımız, pratik zekası, bilgisi, herşeyin iyi tarafını görebilmesi, tevazuu ve ahlakı, yüzünden eksilmeyen tebessümü ile ideal bir insan tipi çizmiştir. Arkadaşı olmakla gurur duyduğum Emin'e ileriki hayatında başarı ve mutluluklar dilerim.” (M.Numan Malkoç)

----------------------------------------------

“Emin gerek derslerinde başarısı gerek olgun tavırlarıyla dikkatleri üzerinde toplayan bir arkadaşımızdır. Hayatı boyunca başarılarının devamını dilerim.” (Mesut Mercan)

----------------------------------------------

“Beş sene aynı sınıfta okumanın güzelliğini paylaştığım takvası, ihlası ve düşünceleriyle her zaman ilgimi çeken Emin Yeter'in gelecekte büyük hizmetleri rahatlıkla omuzlayacağını biliyorum.” (Erhan Akyüz)

----------------------------------------------

“Emin başarılı bir öğrenci olmakla kalamamış yazını da orta Asya'da değerlendirerek oradaki insanlara Allah'ın kelamını öğretmek için hiç bir fedakarlıktan kaçınmamıştır. Can dostuma sevgilerimi ve hürmetlerimi arz ederim.” (Cevdet Tekin)

----------------------------------------------

“Sınıfımızın olmazsa olmaz üyesi ve yüz akımız olan hafızımıza öğretmenlik yaşamında başarılar diliyoruz.” (H.İslam)

----------------------------------------------

“Bir gün birisi, mütevazi, sevimli, zeki ve candan birini tasvir ve tavsif ederse bana, ben hiç beklemeden “O Emin Yeter olmalı” diyeceğim. (Mustafa Bural)

----------------------------------------------

“Benim bay başkanım, başarısıyla, samimiyetiyle takdir ettiğim (kendisiyle övündüğüm) kardeşime, en güzel yarınların onun olması dileğimle.” (Yusuf Gürken)

----------------------------------------------

HAYATTA İKEN O'NA YAZILAN MEKTUPLARDAN

Kıymetli oğlum, Seni çok özledim. Her şeyi tertibiyle yapan, arife tarif istemeyen becerikli yavrum, seni hasretle öperim... Annelik böyle, her an dua ediyorum. Allah ilminde başarılı eylesin, tuttuğun altın olsun. İlminde; uğraştığının her kelimesine hac-umre sevabı versin. Allah'ım sana yetmiş iki sıddîk sevabı, firdevs-i Âlâ'nın en yükseğini versin. (Annesi Münevver Yeter'in mektubundan)

----------------------------------------------

Sevgili oğlum, Allah-u Teala sonumuzu hayır eylesin. Sizlerin ruhundaki hizmet aşkını arttırıp sizleri sevdiği kullar arasına alsın. Sürekli sizlere dua ediyoruz. Rabbim rızasına ermiş kullarından eylesin. Bizleri sevdiği yerlerde bulundursun. (Babası Hasan Vehbi Yeter'in mektubundan )

----------------------------------------------

Hizmeti ve vazifeni layıkıyla yerine getiriyorsun. Bu uğurda ezalara, cefalara sabredip büyük sevaplara nâil oluyorsun... Rabbim bizleri rızasına muvafık işlerle, bu dünyada İslam'a hizmet eden gönül erlerinden eylesin. (Amin) (Kardeşi Hasan Serhat'ın mektubundan)

----------------------------------------------

İnan ki seni seviyor ve özlüyorum. Bizleri unutma. Çünkü biz seni unutmuyoruz. (Kız kardeşinin mektubundan.)

 

VEFATININ ARDINDAN YAZILAN YAZILARDAN

ALİABAD'LI MUS'AB (HÂFIZ EMİN YETER)

O anda bu mübârek evlâdı, Kafkas dağlarından Arafat'a hacı olmaya çıkan kâfilelere tahassürünü ifâde için ayağa kalkmış gibi hissettim...

Beyaz kefeni, gözümün önünde ilâhî emirle gelen ölüm meleğine çekilmiş âdetâ bir teslîm bayrağı gibi önce net bir sûrette tecessüm etti, ardından ufku kaplayan kül renkli bulutlara sarıldı ve Arafat semâlarında kayboldu. Sanki o, büründüğü kefenle aramızdaki uzun mesâfeyi katetmiş, vakfeye durmuş ve“elvedâ” deyip süzülerek önümdeki ihrâmlı kalabalığa karışmıştı. Duâsı yapılan160 hatm-i şerîfden ona hisse ayrıldı. Nemli gözlerde ve gönüllerde mekân buldu...

İlâhiyat tahsîlini Bursa'da ikmâl ederken mânevî hizmette de yerini aldı. Emîr Buhârî -kuddise sirruh-, Muhammed Üftâde -kuddise sirruh-, Sultan Murâd Han ve emsâllerinin rûhâniyeti, kendisini sonsuz ufukların seyyahı etti. Bir heyecan ve gönül insanı oldu.

O, Hakk rızâsı yolundaki hizmetine titizlik gösterir, itinâ ederdi. Tasarruf edip infâk etmekten haz duyardı. Mânevî hizmeti madde ile zedelenmesin endîşesi ile kifâyet miktarı ile geçinirdi. En meşakkatli hizmetleri tercih eder, en zor vazîfelerin dahî dâimâ gönüllü bir neferi olurdu.

Asîl rûhu ile o, kahır tecellîlerinin galip göründüğü günümüzde tabîattaki milyonlarca çakıl taşı arasında barınan müstesnâ bir mücevherdi. Rûhunun vecdini binlerce kilometre ötelere taşımağa çalıştı. Kafkas eteklerindeki Aliabad reyonunun Mus'ab'ı oldu.

Nitekim “Hizmet” adlı şiirinde: “İnşaallah şehid olmaktır benim alın yazım.”diyordu. Onun bu mısrâı, âdetâ ilâhî kaderin keşfi gibiydi. Nihâyet o, şehîdler, yâni “ölmezler kafilesi”ne katıldı…

“–Ben dînimin güzelliklerini ve seâdetini buraya kadar taşıdım. Siz de bu tevhîd hizmetinde yarışın! Bu ezanlar ve Kur'ân sadâlarını ötelere taşıyın! Bu yolda fânî vücûdunuzu Hakk'a adayarak Rabbe râm olun!” diyordu.

Hâfız Emin de, bu şekilde cenneti satın alan bahtiyarlardan oldu inşâallâh....

O, Azerbaycan'ın toprağına, yeniden filiz veren i'lâ-yı kelimetullâh rûhunun ebedî bir hâtırâsı olarak emânet oldu.

Elbette ki asıl hayat, gönüllerde yaşamaktır. Gönüllerde mekân tutanlar, Mus'ab gibi ebedî yaşarlar.

Ey Hâfız Emin!

Ebedî yolculuğun, bir Cum'a seherinde hizmet aşkı ile koştururken oldu. Bu, kahramanca ve yiğitce ölümü karşılamaktı. Muhakkak ki, göğsün Kur'ân, kalbin îmânla doluydu, dudaklarında Rabbin zikri vardı. Vuslatın mübârek olsun!

Ey seher rüzgârı! Sen Kafkas eteklerinde göğsü îmân ve Kur'ân dolu, rûhu alev alev yanan o sevdâlı gönle bizden selâm götür!

(Osman Nûrî TOPBAŞ)

----------------------------------------------

AHİRETTEKİ ŞUBEMİZ

“Kendine bir ev tutsan ne gerekirse yaparız” dedim. “Zaten uğramıyorum ki, 5 saat uyumak için ne yapayım fazlasını” dedi ve bundan sonra ondan sık sık duyacağım kelimeler döküldü ağzından ”Vakıf malına yazık değil mi?”

2-3 saat yaşayan oğlunu gömdükten sonra: “Gördünüz mü artık benim bir parçam burada. Artık ben de buralıyım” diyerek o hüzünlü durumdan bile kendisi için ferahlatıcı bir sonuç çıkarmıştı.

Aliabad halkına hediye etmek için her ay 100 adet aldığı Kutup dergisinin önümüzdeki üç aylık ücretini de nedense (!) ödemeyi ihmal etmemişti.

Eminciğime “Seni Allah için seviyorum” dememiştim... Emin... Emin ne olursun rüyama gir hiç olmazsa orada söyleyeyim. Beni bu sıkıntı ile başbaşa bırakma.

27 Martta Aliabad'a defin merasimi için gittiğimde bütün Aliabad hatta bütün bölge halkı orada idi. Azerbaycan'ın her tarafından yüzlerce insan gelmişti. Hepsi gözyaşı döküyordu. Hepsi ağlıyordu. Zerre kadar riya, zerre kadar sahtelik yoktu gözyaşlarında.

Gayri ihtiyari “Şehitler ölmez. O ölmedi. O Gençliğe Yardım Fonu'nun ahiretteki şubesine görevli gitti. Yeni şubemize en iyi elemanımızı göndermeli idik ve öyle oldu” dedim. Sonra kendim de inandım, inandırdım kendimi bu söze.

Eminden, son bir hizmet daha istiyorlardı. Ölümü ile, ölüye olunan muamele ile örnek olmasını istiyorlardı, örnek ölü olmasını istiyorlardı. Üç gündür okunan bilmem kaç yüzüncü hatim, kaç bininci Yasini teslim ettik. Burada ölünün arkasından üçü, beşi, yedisi, onu, kırkı, elliikisi, gibi günlerde civar köy kasaba ve şehirlerden gelen yüzlerce insana bir ton yemek yedirilir. Emin'in arkasından sadece dua ve Kur'an okuyarak bu cahiliye adetini yıkmamız isteniyordu. Bu şartlarda en az on gün görüşmemek üzere Eminciğimizi yeni hizmeti ile başbaşa bırakıp veda ettik.

“Ölmedi kalbimizde yaşıyor, seni kalbimize gömdük, seni candan seviyoruz” gibi atalarımızdan bize miras kalan değişik kelimelerin hepsini yaşaya yaşaya hazmede ede kendimize malettik.

“Seni kalbimize gömdük Emin. Seni candan seviyoruz. Sen ölmedin kalbimizde yaşıyorsun Emin. Allah bizi de önce senin gibi hazırlasın, süsleyip bezesin, sonra bizden razı olarak huzuruna alsın.”Amin.

(Nedim KAYA)

----------------------------------------------

EY ŞEHİD, YOLUN YOLUM OLDU BENİM!...

Azerbaycan pişirmişti seni...Sen zaten hep ağabeyimiz, hep büyüğümüzdün. En erken kalkıp, kahvaltıyı hazırlayan ve bizi kaldıran, bize heyecan, ümit aşılayan, çalışan, düşünen, seven, dert çeken, dert edinen ve çözen... Ufkun yüceydi, hayallerin, ideallerin erişilmez. Çok kereler o yüksekliklerin rakımına ulaşamaz, sana ayak uyduramazdık!..

Kalbin, pâk, mücellâ, pırıl pırıldı. Kin düşmemiş, kin gütmemiştin. Kızsan da insanların hatalarını çabuk affederdin. Bağışlardın. Bağışlamak, zaten büyüklerin şânı değil miydi?

Yaptığın işe her şeyini verirdin; gönlünü, düşünceni, enerjini, benliğini... Arkanda bıraktıklarını pek düşünmezdin, düşünemezdin. Belki hep düşünür, hiç aklından çıkarmazdın, ama geri dönüp bir şeyler yapamaz, elindeki işi yarım bırakamazdın.

“Buralar size emanet!..” sözünü duyunca dağları yüklendiğini zannettin. Kendini iyice kaptırdın. Artık anne, baba, kardeş ve dostlar, anlamalıydı seni, anlayış göstermeliydi senin onlardan ayrılışına... Dostlar, zaten böyle olmalı değil miydi?

Baştan sona bir heyecandın, bir sevgi, bir sevdâ âbidesi...Bir öğrencinin başarısına, bir diğerinin sevincine sevinir, diğerinin ufacık sıkıntısı seni dertlere gark ederdi. Onlar senden, sen onlardan ayrı olamazdın.

Cömerttin, gidenin hesabını yapmayacak kadar, bazen iki yakanı bir araya getirmekte zorlanacak kadar...Gidende hiç gözün olmadı, çünkü her fırsatta gidenin katlanarak geldiğini görüyor, bunu anlatıyordun sevdiklerine... Sanki öbür dünyaya mal gönderiyordun, en müstesnasından...

Sırdaştın. Sırrı sana emanet edenin gözü arkada kalmazdı. Sanki ba's günü ortaya dökülene kadar, bir kabre gömülmüştü sırrı...

Gönlün kırık, mütevâziydin; sana en çok “müdür” diye takılanlara kızardın. Âcizlerle, fakirlerle, talebeler ve gençlerle yârenlik eder, onların içinde bulunmaktan bahtiyar olurdun...

Küçücük defterlerin olurdu. Orada her zaman yapacağın işler yazardı. Ben, o defterde bir şeyler olmadığı zamanı hiç görmedim. En ufak teferruatı kaçırmak, en küçük bir hususu unutmak istemezdin.

İnsanlara samimiyeti ve sevgiyi anlatır, hizmetin nasıl olması gerektiğini gösterirdin. Fedakarlık ise kabına varılmaz bir hasletindi.

Sözünde durmayı severdin, bir de sözünde duranları... Kaypak, ahdinden cayan insandan nefret ederdin. Bir bant tiyatrosundaki, “Dağlara Mansur, dağlara!.. Dağlar, verdikleri sözde çakılı kalırlar” sözü virdimiz olmuştu.

“Seninle görüşüp de memnun kalmayan, senden ayrılıp da hasret çekmeyen var mıdır?” bilmiyorum.

Lekesiz, tertemiz bir hayat yaşadın, yaşamak ve ölmek nasıl olurmuş gösterdin. Hayatının baharında, bir ulu çınarın heybetiyle hayata veda ettin.

İsterdim ki, bir gün oturalım... Ananın, babanın ve bütün sevenlerin yüz çevirdiği o çetin günde sevabımızı, sevdamızı ve kardeşliğimizi paylaşalım. “Yâ Rab!... Biz birbirimizden râzıyız, sen de râzı ol!” diyelim.

(Ömer Faruk DEMİREŞİK)

MAVERA'YA YOLCULUK

Emin hep gülüyor. Yüzünde hep tebessüm. O her şeyin güzelini yapardı. Aramızdan ayrılışı ansızın ve estetik oldu.

Arkanda sayısız kırık gönül ve gözyaşı bıraktın. Sen çağın Mus'ab'ısın. Sizler Türk illerine atılmış bir avuç gönül tohumusunuz.

Ey dost! Gurbet ellerinde karşıladın Azrail'i. Eminim ki yine tebessümle karşılaşmışsındır.

“Oyun, oynaştan” ibaret olan şu fani dünyada birkaç arşın bezden başka, yüzlerce yürek kazandın gittin, gelinmez yola...

Gönlünü gençlere, yetim insanlara açan nadir bir insandın.

Gönlüm, hizmet aşkı ile dolu olan bir kardeşin aramızdan ayrılışı ile üzgün. Karanlık ve ıssız bir gecede Zühre yıldızının kayması gibi gittin. Sıcak tebessümlerine yüreğimiz hep hayran kalacak. Çöllere yağmur ne zaman yağacak artık bilinmez sensiz. Ölüm senfonisini senin sevda ve ayrılık şarkılarında dinledik.

Ey unutulmaz güzel dost. Emin olan kardeş! Kırmızı karanfiller ve Fatihalar sana olsun...

(Ahmet TECİM)

----------------------------------------------

LİSELİ ARKADAŞIM,

Aziz kardeşim, Sen benim kısacık ömrümde tanıdığım en dürüst, en kalender, en çalışkan, en sevimli ve bir o kadar da büyük bir insandın. Keşke aramızdan bu kadar erken ayrılmasaydın. Bu fani dünyada daha yapacak çok işlerin olduğunu biliyordum. Ama ne yaparsın ki takdir-i İlahi Seni bizden daha çok sevmiş olmalı ki hemen yanına aldı.

…..

Aziz Şehid kardeşim, biliyorum seni anlatmaya bu aciz sayfalar ve mürekkepler yetmez. Sen sendin işte. Seni ancak Sen ifade edebilirdin. Sen de aramızda olmadığına göre boşuna karalamaya gerek yok. ….

Allah'ın Selâmı üzerine ve tüm sevdiklerine olsun.

Selâm, hidayete erenlere olsun

Hidayet ise benim gibi nefsine tâbi olanlara olsun.

Arkadaşın Şaban Aydın

----------------------------------------------

ALİABAD'LI MUS'AB HAFIZ EMİN YETER

Onu yitirdiğimizin haberini eşiden de sanki, gardaşlarımdan birini yitirdiğimi hissettim. Çok te'sirlendim. Emin; ahlaklı, güleryüzlü, az danışan (az konuşan) ve mehriban bir insan idi. Az danışmasına bakmayarak hislerini, demek istediklerini gözleri büruze (açığa) verirdi. Aliabad'da işlediğinden (çalıştığından) az-az görüşsek de, her defa görüşende (görüştüğümüzde) insana ela (öyle) muhabbet ve sadakat dolu bakışları ile bakırdı ki, özümü yüngül ve hoşbeht (kendimi hafiflemiş ve mutlu) hissederdim. Sanki kimse gelip menim problemlerimin ve yükümün böyük bir hissesini öz çiyinlerine (omuzlarına) alırdı. Bu O'nun ruhunun te'siri idi. Ruhen büyük bir insan idi .

(Kutup Aprel 1999 Elçin Askerof)

----------------------------------------------

CEVAPSIZ KALACAK MEKTUPLAR

Sevgili Emin Hocam,

Yazmak, anmak ve düşünmek düşmüştür bize. Ne yapalım seni kelam ve kemalinle anmak, anlamak, hele hele kelimelere karıştırdığın tatlı tebessümlerle anlamak yakışırdı ama, ne yapalım kurşun hızında bir gidiş yaratılmıştır.

İdealini de beraberinde götürmedin gittiğin yere, ama senin aramızda olmaman her zaman boğazımıza düğümleniyor. Yutmaya çalışıyoruz olmuyor, alışmaya çalışıyoruz olmuyor. Her yerde hatıran varken alışmak mümkün mü?

Gözlerine bakıyorum emin bir dünyanın pırıltılarını görüyorum. Gözlerinin içi gülüyor, kendimi emniyette hissediyorum. Bir çiçekle bahar gelmezmiş, buna herkesten fazla sen inanırdın. Tarlada ekilmedik bir saha kalmamalıydı. Seksen fidan sığardı bu tarlaya. İnanmazlardı ama sen öyle inanırdın. Çünkü bir çiçekle bahar gelmezdi.

Şimdi daha iyi anlıyoruz: Sende bir Ebu Eyyub el Ensari ruhu, bir Hüdavendigar atılganlığı vardı. Sen Muhammedü'l Emin'den bir hediyesin. Sen bir Fatih'sin. senin kadar Fatih Sultan Mehmet'e kim benzeyebilir. Sen kısa sakalın, kavisli burnunla İstanbul'dan Azerbaycan'a, Aliabad'a düşmüş bir Fatih güllesisin. Bu toprak seninle yeşerecek.

Yolun yarısı bile değilken, atadan, anadan ve vatandan ayrı, bir de yeni evlenmişken; ney susar, yaprak düşer, saat durursa bu nasıl dramatik olmasın da! Ama neye gücümüz yeterdi ki.

İnanıyoruz ki yokluğun varlığından daha fazla etkili olacak. Sen burada kansın, cansın Azerbaycan'sın, insanlığa sunulmuş bir karanfilsin.

Maddenin elini öpmedin ya, işte seni yücelten buydu. Dünyanın bir gölgelik olduğunu çok iyi biliyordun. Onun için bu kısa anda erdemli bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyordun. Ve bu inanç uğrunda didindin durdun.

Sevgili Emin Hocam, Nârahat (rahatsız) olma. Sen gönüllerde sevda, dillerde şarkı, bu toprakta bayraksın. Biz ölsek de, sen buradasın.

2

Bayramlaşmaya Şamahı'ya gittiğimiz zaman sen yoktun. Masanın etrafında bütün arkadaşların oturmuştu. Seni anıyorduk. Sen ayrıldıktan sonra seni daha iyi anlıyorduk sanki. Arkadaşların ellerini kenetlemiş, başlarını önlerine eğmiş, bakışlarını masaya çivilemiş bir halde seni düşünüyordu. Seviyorum diye haykırıyordu Nedim Abi. Bu sözü söylemenin yeriydi belki: Seviyoruz.

O gün futbol oynadık ama sen yoktun. Futbol oynamayı severdin. Sarı lacivert bir eşofmanın vardı. Seni bir daha sahalarda görmemek ne acı!

Sen neredesin. Nereden geldik, nereye gidiyoruz suallerine cevap olabilir misin. Şehitler ölmez, düşüncesini bilmesem senin yokluğunu anlayabilir miyim.

Emanet bir dünyada yaşıyoruz, evet emanet bir dünyada....

3

Çayın renginde gülmeye zorlanıyor insanlar. Kirecin beyazlığında bir noktaydın. Belirgin yaşıyordun bazen, bazen belirsiz.

Sen Taptuk Emre'nin dergahında bir Yunus'tun, bilemedik .

4

Yalan yanlış gezişler içinde o bir kardelen cesurluğuyla çıkmıştır akranlarının arasından. O'na koşan bir cesarettir demek herkesten fazla yakışır. O konuşmaz, yapar. ‘Önce yap, sonra açıklarsın' düsturuna sarılmıştır.

O çayını yudumlarken çayın renginin neden yeşil değil de, kırmızıya çaldığını düşünecek kadar ilginç bir hayat zambağıdır. O mezarlarda ölüler üstünde kah mermerler arasında, kah taş kovuğunda, ağaç gölgesinde açan bir makber gülüdür.

(Kardeşin Mehmet Arslan)

----------------------------------------------

DEĞERLİ HOCAMDAN KISACA HATIRALARIM

Bir İslam mücahidi, herkesin gönlünde yer yapmış olan Emin Yeter hocamız bu fani dünyadan ayrılarak, baki olan Rabbine kovuşdu. Hakiki mü'min girdiği işe ya hayat vermeli veya özü de orada olmalıdır.

Nur yüzlü değerli Emin yeter hocam'ın derslerin birinde yazdırdığı bu mısralarla küçücük hatırama son vermek istiyorum.

Sen dünyaya gelende ağlıyordun, gülüyordu sana alem. Öyle bir hayat yaşa ki, sen ölende gül, ağlasın sana alem.

Aynen bu mısralar öz hayatında göründü. Hakikaten o gün her kes ağlar, hüzün içinde, ancak özü güler yüzlü idi.

Yüce Rabbimiz her birimize bele(böyle) güzel şehidlik nasib eylesin. Onun gibi güzel İslam hizmetkarı oluruk (oluruz) inşallah.

Allah(c.c.) her birimizi şehidlerle haşr eden kullarından eylesin. Amin.

(Bakı İslam Universitesinin Zaqatala filialının (bölümünün) II.Kurs talebesi Elnur İsa)

----------------------------------------------

SAHABE GELİŞİ

Allah (c.c.) yolunda seve-seve hizmet etdiği için, Allah (c.c.) da onu sevdirmişdi bizlere.

Bu geliş “Sahabe'' gelişi, bu geliş dost gelişi, bu geliş qardaş gelişi idi. En ümdesi(Önemlisi) ise bu İslamın Azerbaycan'a yeniden gelmesi idi. Ve bu tabiri caizse Emin Yeter hocamız'ın islama bürünerek, İslam ahlakı ile yetişerek, cihad şuurunu mühimseyerek, Azerbaycan'a gelişi idi.

Emin Yeter hocamız da bu İslam hakikatına hakkı ile varmış olmalı ki, az bir zamanda çok işler görerek hem bizlerin İslam'la kavuşmamızı yeniden temin etti. Ve hem de öz sevgisini kalbimize yerleştirdi. Bu sevgiyi o özü kazanmışdı. Allah'ın yolunda seve-seve hizmet ettiği için Allah da onu sevdirmişdi bizlere.

Aslında ise o hamımızın (hepimizin) bütün bu halkın öz doğma Emin'idir. Ona olan sevgimizi bu aciz kalemimle ifade ede bilmerem. Ancak kalbimizde yaşattığımız Emin sevgisi bunun en bariz ifadesidir.

Zagatala'da, Aliabad'da “Aliabadlı Mus'ab'' olarak kaldı. Bizi çok sevdiği için hatta bizimle nefes aldığı için bizimle kaldı. Onun sevgisi Allah Rızası idi. Allah rızası için severdi bizleri. Ancak bizden ziyade yüce Rabbimizi ve onun iki cihan güneşi Habibini (efendimiz s.a.v) severdi .

(III KURS. Mücfik YUSUFZADE)

----------------------------------------------

MEHRİBAN HAFIZ

Emin Yeter hocamız hafız idi. O, Kur'an'ın ahlakını hayatına geçirmeye çalışırdı. Bu ahlakı ile hizmet ettiği yerlerde insanların sevgisini kazanmışdı. Medresede olmadığı günlerde uşaklarda sanki rahatsızlık hissedilirdi.

Onun maksadı her tür cihedden bizleri güzel yetiştirmek idi. Ramazan ayında bizleri başka-başka yerlere teravih namazını kıldırmak ve dini anlatmak için gönderirdi. Onlara güzel davranmamızı tavsiye ederdi.

Çok mehriban sanki sahabe hayatı yaşıyordu.

Derse girerken ilk önce dersi anlamamız için güzel ibretli sözler söylerdi.

Allah (C.C.) bizlere de onun kimi İslamı Yaşamayı bu yolda cihad etmeği şehid olmağı nasib eylesin. Amin

(III.Kurs'tan bir öğrenci)

----------------------------------------------

GÜZEL SÖZLÜ, GÜZEL ÖZLÜ BİR İNSAN

O güzel Emin Hocamız İslami hizmetleri daha yüksek zirvelere götürmek için ve ilmini arttırdığı için askerliğe gidebilmeyib biraz geciktirmiş. Şüphesiz ki, askerliğe getmeyi gecikdirme onun nefis isteklerinden değil biz acizlere islami anlayışlardan bir şeyler vermek için olmuşdur.

O güzel ve yüzünden tebessümü eksik olmayan Emin Hocamız da gülümseyerek “Evet” deyir. Askerlik güzeldir. Ölsen şehid olarak Rabb'ine kavuşursan, kalsan gazi olursan, ne güzel makamlar, ne güzel mertebeler.”

Cenab-ı Hakk'dan her birimize O şehid hocamız kimi ince ruhlu, güzel ahlaklı ve sonunda onun kimi İslam yollunda şehid olarak Uca (yüce) Mevla'ya kavuşmayı niyaz ve istirham ederim.

(Texnikum 3 / Elman Rüsremov)

----------------------------------------------

HAFIZ EMIN KÜRŞAD YETER HAKKINDA HATIRALARIMIZ

Beni Emin Hoca imtihan etdi. Ve bana bele dedi: “Okuduğun bu ayetlerin değerini kıymetini her zaman bil.” Atam mene dedi ki, “Oğul bele bir muallimin yanında okumazsan sana hakkımı helal etmerem.”

O güzel nurlu, sahabi simalı hocamız Türkiye'ye gitmek için maşına (taksiye) minmek (binmek) üzeredir. Bizim bu vakt (gece vakti) durmamıza dayanamayarak bele (şöyle) dedi: “-Biz bu kadar mı istekliyik?” Maşına (taksiye) bindi ve oradan çıkana kadar ağladı. O bizleri çok severdi. O'nun yahşi (güzel) futbol oynama becerisi vardı.

O'nun şefaatlarına nail olak. Allah O'na ve bütün şehidlerimize rahmet etsin. Amin .

(21. 04.1999 Hosrov Teknikum 2 / Tural Mustafayev)

----------------------------------------------

ŞEHİDLER ÖLMEYİR

Şehidler ölmeyir, ağlama bacım,
Azeri çiçeyi Emin baş tacım,
Osman Hocamızın sevimli gülü,
Cihad cephesinin Şehid bülbülü.
Aliabad ne kutlu, mehriban diyar,
Koynunda ilk şehid Emin uyuyar,

(Azeri Nezaket Cebi)

----------------------------------------------

ŞEHİDİMİZ

O hem İslâm , hem Azerbaycan şehidi
O'na sonsuzdur saygımız, muhabbetimiz.
Bütün İslâm'ı temsil edir abimiz
Çünkü O bizim değerli Hafızımız.

(Rümeysa İntizar)

----------------------------------------------

EMİN YETER HOCA'NIN ANNESİNE

Benim O'na özel bir saygım vardı. Gerçekten O'nda ibret alınacak çok şey vardı. Yüzünde öyle bir nur vardı ki (mimikası) sanki herkesin derdi O'na yüklenmiş ve ümmetin haline O yanıyormuş. Ben bunu O'nun sağlığında da söylüyordum arkadaşlarıma.

Teyzeciğim ben size samimi söylüyorum ki, Emin Hoca Türkiye'den buraya gelenler arasında her hal ve hareketiyle, ahlakıyla tek ve yegane insandı.

İhlas ve huzurla hizmet yapıyordu,
Büyük-küçük kimseyi hiç üzmüyordu.
Sanki o mazlum bakışlarıyla,
Ümmetin haline O yanıyordu.

Güzel teyzeciğim sabret azimle,
Şehid annesisin sevin, üzülme.
Rabbim sevmiş O'nu aldı yanına,
Sen de dua et O'nun ruhuna.

(26.4.99 Zehra Seyyid Azerbaycan)

----------------------------------------------

HOCAM

Canım, gözüm, hocam benim,
Sevimli hocam benim,
Ne nuranî insansız,
Öperem elinden sizin.

Sizi çok seviyorum,
Seni çok özlüyorum,
Arzum budur gelesiz
Yeniden ders geçesiz.

Remil İsmail(Mektubundan)

----------------------------------------------

HOŞ GELMİŞSİZ

Emin muallim nur getirdi bu yurda,
Kemal muallim hoş gelibsiz Kandah'a,
Allah Ömer'i de koymasın darda,
Her üçünüz tez tez gelin Kandah'a.

İçi de dışı da Kur'an'lı gelen,
Müselman keslerin kadrini bilen,
Kazanan sevabı zahmette gören,
Her üçünüz tez tez gelin Kandah'a.

Sovyetler ülkesi kara koydu bizi,
Tanıyabilmedik öz milletimizi,
Nedim Bey'e çattı sohbetimizi
Her üçünüz tez tez gelin Kandah'a.

Azerbaycan müstegildir dediler,
Harici devletler zehir içtiler,
Türkler bize doğru kardeş dediler,
Her üçünüz tez tez gelin Kandah'a.

23.04.1995 Bilal Molla Kandah/Zagatala – Azerbaycan

----------------------------------------------

AYRILIK

Senden ayrı düşmek ne de zordur,
Dilimle söylesem söz aciz olur !
Belki bakışına hasret kalacam,
Belki de görüşmek kısmetimiz olur.

Ayrılık demidir hocam sizlerden,
Çekirem indiden hicran gamı men
Bir gün gocalarsak düşer saça dem
Adınız silinmez (nöbrek) kalbimizden.

Sizi gönülden seven talebeniz Zahir F. 30.09.1997 -Çatacak Emin Yeter'e-

----------------------------------------------

HASRETLE GEÇEN YILLAR

Abiciğim, sen yoksun… beş senedir yoksun.. ne sesin, ne gözlerin hiçbiri yok… Gelecek bizi sevince boğacaksın, annem, babam, kardeşim deyip sarılacaksın, diye beklemekteyiz hâlâ hepimiz. Heyhat yoksun işte, canlılığını hissetmediğimiz bir sensizlik ortasında ama aslında hepimiz seninle doluyuz.

26 Mart 1999 öylesine geçecek bir gündü daha önceleri, aynı 24, 25 Mart gibi.. Kurban bayramı arefesi de öyle. Ama o haberden sonra hiçbir kurban bayramı arefesi ve 26 Mart öylesine bir gün değil.

...

Hatıralar canlandığında, eski fotoğraflarımıza baktığımızda yokluğunu hissettiğimiz o derin anlar var ya kopuyor yüreğimizden parçalar gözyaşına dönüp akıyor göz pınarlarımızdan boşluğa. Boşluğun hiçbir zaman dolmayacak, yerine kimseler oturmayacak. Sen benim Kürşat abimsin, örnek aldığımsın.

Sana sitem etmiştim mektuplarımda etrafındaki çocuklar gibi bizimle de ilgilensen diye. Sen, sevda dedin terk ettin ana baba kardeşi, eşi dostu arkadaşı, yari yareni… Bizlere, akrabalara zaman ayıramamanın derdini yaşıyordun.

……

Sen yaratılışının sırrını çözmüş, her an Cenâb-ı Hakk'a yaklaşma gayretiyle O'nun rızasını, sevgisini nerelerde bulabilirim arayışındaydın… Bizler senin manevi hâlini fark edip sana layık davranamadık, affet abiciğim.

…..

Bu zamanda da böyle bir gençliğin yaşayabileceğini, en az pişmanlıkla geçirilen bir hayattan sonra ölümün de güzelliğini gösterdin. Hayat yolculuğunun neresinde son durağa geleceğimizi bilemediğimiz için, gençliğin gel-geç sevdalarla çarçur edilmeyecek en kıymetli zamanlar olduğunu, en ulvi sevda için yaşanan zamanların bizim tek sermayemiz olduğunu öğrettin bize.

……

Bayrağı senin bıraktığın yerden alıp daha da yükseklerde dalgalandırmak için yarışan dava arkadaşların var elhamdülillah. Senin gibi aklı, fikri, kalbi hep öğrencilerinde nasıl kalblerine inebiliriz, sevdirebiliriz, kurtuluş yolunu birine daha nasıl gösterebilirizin heyecanıyla kendisini gurbette hizmet ederken bulan nice arkadaşların var bugün.

……

Osman hocamızla karşılaştığımızda senden, seni çok sevdiğinden bahsediyor. Yeryüzünün, üzerinde taşımaktan onur duyduğu şerefli insanların dilinde ve gönlünde olmak ne imrenilecek bir mertebe.

Biz seni çok özledik ve seni ziyaret etmek, hele bayramlarda gelip kabrinin başında bayramlaşmak istiyoruz, fakat gelemiyoruz işte… Uzaklardan gönderiyoruz fatihalar, yasinler...

(Bir tanecik kız kardeşin F.Şule)

----------------------------------------------

SENİ NİYE SEVDİM BİLİYORMUSUN?

Abime...

Bana her zaman destek olmanı ve

Beni yalnız bırakmamanı sevdim.

Beni kırmadığını sevdim.

Belki bana “kardeşim” demeni sevdim.

Kokuşmuş bir düzende yapraklar dökülürken bir tarafta,

Bir başka ülkede yeni fidanlar dikmeni sevdim.

(Kardeşin Hasan Serhat YETER)