
EMİN HOCAM
İlk tanışlığımız şöyle oldu. Hosrov'a toplantıya gitmiştik. Z. Şahin Hoca'nın odasında bilgisayarın önünde yakışıklı bir genç oturmuştu. O zaman bilgisayarı kullanabilen kimse yoktu. Bu gencin bilgisayar kullanması hoşuma gitti. Tanış olduk. Güzel adı vardı: Emin YETER. Bursa İlahiyat. Bursa denince aklıma İsmail Hakkı BURSEVÎ geldi. Bursa iyi insanlar yetiştirir. Çünkü değerli Hocam Murat SALMAN da Bursa İlahiyat'tan idi. Bize okuttuğu “Delilleriyle İslâm İlmihali” de Bursa İlahiyat öğretim üyesi Hamdi Döndüren Hocaefendinin idi. Bu tanışlıktan çok memnun kaldım.
İkinci görüşmemiz bir başka şehirde Şekide oldu. Bu defa ise farklı bir yerde, futbol sahasında. Çok güzel futbol oynuyordu. Biz rakip komandada (takımda) idik. Ama onun komandasında (takımda) olmayı arzulamıştım. Oyunda yenilince Emin kardeşim biraz kızdı. Bu kadar kızmaya değmez, dedim. Bana sen karışma söyledi (dedi). Kendi kendime neden böyle söyledi diye içimden geçirdim. Ama ayrıldıktan on dakika sonra yanıma geldi. Aman abi, kızgındım, hakkını helal et, yenilmekten hoşlanmam, dedi. Bu hadise bizi daha çok birbirimize yaklaştırdı.
Biz o zaman kampta idik. Bazı hocaefendiler bize konferans tipinde bir şeyler anlatırdı. Sıra Emin Yeter hocamıza geldi. O, konferans yerine “beyin fırtınası” adında hakikaten fırtına olabilecek bir gece geçirtti. Yanılmamıştım, Emin kardeşimiz iyi bilgi sahibi bir gençti. Yalnız teknikî yani bilgisayar değil aynı zamanda tasavvufî taraftan da iyi yetişmiş gençti, arkadaşım. Böylece tanışlık dönemi bitmiş yeni bir dönem başlamıştı. Bu üçüncü görüş (görüşme) üçüncü farklı bir yerde. Aliabad İslâm Medresesi. Hem de nasıl bir görüş.
Emin kardeşim yeni evli. Düğün olmuş, düğünden bir gün sonra hadi gidiyoruz, hizmet bizi bekliyor. Biz doğrusu onun gelişine hazır değildik. Evvelâ doğrusu lojman hazır değildi. Kira için ev aradık. Sıkıntı dedim. Hayır, çiledir dedi. Abi sen hiç çile çekmedin mi, diye sordu. Çektim tabi.. Hiç çilesiz olur mu. Ama İslam olandan sonra çile zevklidir dedim. Sonunda bir ev bulduk. Birkaç gün orada oturdu. İyi bir yer değildi. Medreseye göçtü. Misafirhânede yerleşti. Yeni günler başlandı. Bir toplantıda başkanımız Aliabâd İslâm Medresesine yeni yönetici geldi arkadaşlar, dedi. Yeni yönetici Emin Kürşat Yeter olacak, dedi.
Emin müdür oldu. Sevinmedi. Baş olmağı hoşlamazdı (olmaktan hoşlanmazdı). Müdürler farklı olurlar, ama o farklı olmadı. Tevazuû bire beş arttı. Üzerine aldığı mes'ûliyetin farkındaydı.
Kısa dönemli tatile giderdi. Abi dedi, sana Türkiye'den ne getirelim. “Kitap getir.” dedim. “Yeni kitap çıktı ‘Risale-yi Kudsiyye' o kitaptan bir tane getirirsen memnun olurum” dedim. “İnşallah getiririm” dedi. Getirdi.
Yeni dönem başlamıştı. “Kamuran abi gel bahçede gezinelim” dedi. Aldı beni yanına bahçeye indik. “Abi gel istişare edelim.” “Buyur” dedim. “Bizim kısa bir zamanımız var” dedi. “On ayda biz mezun vermeliyiz.” “Evet” dedim. “Ne yapmalıyız?” “Gel” dedi. “Abi vakit kazanalım” “Nasıl?” dedim. “Biz on ayda iki defa mezun verelim. Yani beş ayda bir. Herkes malından isar eder biz de zamanımızdan isar edelim” “Doğru söyledin.” dedim. Zahmetsiz Rahmet olmuyormuş. “Evet asıl hizmet şimdi başlıyor” dedi. Yoğun bir çalışmadan sonra çalışmamızın neticesini alabilmiştik. Allah'a hamdolsun.
Bir gün idarede kendi masasına oturmamı rica etti. Bazı işler vardı. Onları yazıp yetiştirmek gerekliydi. “Abi ben derse gidiyorum, sen şu işleri bitir” dedi. Dersten döndüğünde hâlâ çalışıyordum. “Buyur” dedim. “Burası sizin yer, sizin makamdır” dedim. Kulağımda çınlayan bu sözleri dedi Emin kardeşim: “Abi o masada çalışanlar oturuyor. Ben şimdi çalışmıyorum.”
Başka bir gün çok seviçli görünüyordu. “paylaşalım sevincini” dedim. “Hocamız Azerbaycana geliyor. Yarın akşam Hosrov'da olacaklar. Abi Hocamızı Hosrav'da karşılamaya ne dersin?” Çok güzel olur dedim. Yarın ki gün ikindiden akşama doğru yola çıktık. “Abi” dedi. “Çabuk yetişmemiz lazım. Hocamız gece yolculuğuna müsade etmez” Ama yarın ders var, yetişmeliyiz. Yol boyunca arabada olanlar başından geçen hadiseleri anlattılar. Biz de bir-iki yıl önce başımızdan geçen bir kaza hadisesini anlattık. Hadise şöyleydi:
Zakatala'da hizmet eden bir Arap muallim Ağdaş'a gideceğini söylemişti. Biz de toplantı için gitmeliydik. Sabah namazını müteakip o Arap çıkageldi. “Gidelim” dedi. Sabahtan ince ince yağmur taneleri toprağı ıslatmıştı. Biz arabaya oturup sefer dualarını ve Ayet'el-Kürsî'yi okuyup yola koyulduk. Aliabad'dan tahminen 120-130 km. ayrılmıştık. Teypte akıcı bir sesle bir Arap Amme cüzünü okuyordu. Aniden bu şoför bana “Şeyh yemin mi yesar mı?” diye sual etti. Yola bakıp hemen yemin dedim. Çok süratli giden araba sert bir dengede yoldan çıktı. Arabamız 3-4 defa takla attı. Bir anda herşey unutuldu. Sanki ahiretten bir kapı açıldı.
Hatırladığım tek bir şey vardı, Allah. İçimden ölürem dedim. Ölen müslüman kelime-i şehadet söylemeli. Hemen sesli “Eşhedü enlâ ilahe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasulühü” diyebildim. Şimdi ölebilirdim, ama Cenâb-ı Hakk öldürmedi. Arabanın takla atması durdu. Teyb “Nâziat Sûresi”ni okumaya devam ediyordu. Arabadaki iki müslümandan ve Kur'an okuyan teypten başka herşey mahvolmuştu. Arab şeyh “bu benden oldu” söyleyince hayır bu Cenâb-ı Hakk'ın bir lütfuydu. Bana ölümü yaşatmak için böyle oldu dedim.
Bu hadise Emin kardeşimin çok hoşuna gitti. “Abi, demek ki, sen ölümü yaşadın. Ölümü yaşamak ne müthiş” dedi…
Bir gün bana “Abi benim dersimi de idare et, hanım hasta şehire götürücem” dedi. Başüstüne olur dedim. Akşamleyin beni ürperten bir hadise işittim. Hastane de Emin kardeşimin bir oğlu olmuş. Hasta hanımına gözaydınlığı vermek için içeri giren Emin kardeşime “müjde oğlun oldu” diye hemşirelerden birisi kundaktaki çocuğu Emin'e uzatmışlar. Ama bir buçuk saatlik çocuk babası Emin'in kucağında can vermiş.
Aman Allah'ım demek ki sen sevdiklerini böyle imtihan edersin. Elhamdülillahi ala külli hâl. Emin kardeşim metanetini kaybetmemiş. Hemen hastaneye koşuşturduk. Hiçbir şey olmamış gibi razılığını bildirdi. Sabahleyin dersten önce beni yanına çağırdı. “Kâmran abi git sınıfta talebelere hadisemi anlat, bu dünyanın ömrü 90 dakika olduğunu, hepimizi bekleyen ölüm adında müthiş bir hadisenin olduğunu anlat.
Sonra hepsi abdest alsın ve cenazeye iştirak etsinler.” Medresenin genel müdürü ve kasabanın imamı olan Tarçın efendiye “Tarçın abi izin ver oğlumun cenazesini ben kıldırayım” dedi. Hepimiz cenazede iştirak ettik. Sonra Tarçın efendiye “Tarçın Abi duyduğuma göre baban İslam Dayı salih bir adammış. İzin ver oğlumu İslam Dayı'nın yanına defnedeyim.” Doğrusu o kabristanlık çok hoşuma gitti. İzin verildi. Her şey istenilen gibi oldu.
Bu dönemde çalışmalar, bilgi yarışları, dersler hiçbiri aksamadı.
Okumaya çok hevesliydim. Emin kardeşiminde çok iyi okuyan birisi olduğunu öğrenmiştim. Okumaya vakit bulamıyorum dediğimde: “Abi kitabı yanına al nerede olsan boş zaman bulduğun vakit okursun. Başka türlü mümkün değil. Yoksa hizmet aksar.”
Bir gün talebeler olmadığı vakit boş bir sınıfta Kur'ân okuyordum. Kapının önünde iştiyakla Kur'ân dinlediğini gördüğümde, Kur'ân'ı kesmeden devam ettim. Bitirdiğimde yanıma gelip dedi ki: “Bu Kur'ân müthiş tesire mâliktir. Kur'ân sesini işittiğimde başka bir iş yapmam mümkün değil. Hem de dinlemek farzdır.”
Sohbetlere seve seve gönülden devam ederdik. Her sohbet başka bir heyecan başka bir şevkti. Musa Efendinin sohbette gençlere söyle hitab ettiğini hatırlatırdı. “Çalışın, uzun kollu gömlek giyinin ve cebinizde devamlı takke olsun ki, size namazı hatırlatsın.”
Bir ara evle alakalı problemim çıktı. İstişare ettik. Bir ev yapmayı düşünüyorum dedim. “Abi, bana kalırsa ev yapmaktansa hazır ev alırsan daha iyi olur. Bak babamgil onyıllar önce Bulgaristan'dan Türkiye'ye geldiler. Öğretmen maaşıyla ev yapmaya karar verdi. Bu güne dek tamamlayabilmedi.” Teklif hoşuma gitti ve o teklif beni şaşırtmadı.…
Kurban öncesi abi işten sonra biraz kal, konuşalım dedi. Bekledim. Geldi. Bakü'ye kurbanlar getirmeye hazırlanıyordu. Abi dedi sen köylere sohbet etmeye gidiyorsun. Al sana bu gelen ayın yol parası. Evinde de biraz sıkıntı var, al sana bu ayın maaşı 10 gün evvelden. Başka bir isteğin varsa söyleyebilirsin dedi. Benim O'ndan başka isteğim yok dedim. Hepimizin isteği O dedi. Bütün geçen her günler için hakkını helal et dedi. Helal ettim. Sen de helal et dedim. O da bana hakkını helal etti. Sarıldık birbirimize sanki bir daha görüşmeyecekmiş gibi.
O'ndan gafillerden başkası incine bilmezdi.
O'ndan cahillerden başkası küsemezdi.
O Allah'ı çok severdi. Rabbimiz de O'nu sevsin. Allah O'ndan razı olsun.
Kamran Memmedov / Aliabad İslâm Medresesi

|