|
Çevirdin bir bakışta ruhumu harabeye Telefonda anneciğim diyebilseydin bana, Senin için yandığımı biliyor musun? Sana her an dua ediyorum duyuyor musun? Aslımız toprak bunu biliyoruz muhakkak; Bakıyorum her yerde hatıran var, anarım, |
Münevver YETER
--------------------------------------------------------------
*** Hafız Kürşat Emin'in doğumundan 17 gün evvel evimizin avlusunda erik ağacının altında oturuyor, çeşitli sûreler okuyordum. Hava aydınlık ve güzel bir bahar günüydü. Hiç bir bulut yoktu. Bu arada benim üzerime ışıl ışıl kar yağıyor gibi bir şeyler oldu. Kısa süre sonra kayboldu. Ben bu duruma meraklandım ve ev sahibi nineye anlattım. O da:
-Ne kadar güzel, sana melekler görünmüş, melekler seni koruyor, Çocuğun senin erkek ve hafız olacak, dedi.
*** Ölümünden yaklaşık 2 yıl evvel evimizin giriş odasında ikimiz oturuyorduk Hafız bana dönerek:
-Anne sana bir şey söyleyeceğim, ben gençken ölüm istiyorum, dedi.
-Hafııız! Sen ne diyorsun? dedim.
-Ne yapayım anne içimden öyle geçiyor, dedi.
-Hafız sen gençliğinin ilk baharındasın. Önde ben varım, ben olgun arpayım. Önünde biz varız, dedim. O:
-Ben gençken istiyorum Rabbimden, nasıl olsa sonunda ölüm yok mu? Hasta olmadan, kimseye âcizlik getirmeden öleyim dedi. Sonra ellerini kaldırarak: “Rabbim şu anda duamı kabul ediverir, ben Rabbime kavuşmak istiyorum” dedi. Ben peygamberimizi çok seviyorum, bu canım Allah yolunda feda olsun, deyiverdi. Ben de:
-Ben senin gencecik acılarına nasıl dayanırım? dedim.
-Dayanırsııın, dedi ve üzerine gitmemem için gülerek uzaklaştı.
*** Gene belli bir zaman sonra: İbadet odasının kapısının önünde:
-Anne gel bir şey söyleyeceğim sana dedi. Ben de:
-Yine mi ölüm söyleyeceksin Hafız? dedim.
-Ne var bunda kızacak, sonunda ölüm yok mu? Sanki yüksekten bir ses bana “sen gençken öleceksin,” diyor. Birisi öldürecek sanki beni, dedi. Ben de:
-Bu sözleri duymak istemiyorum Hafız, kalbimi yaralıyorsun, dedim. O zaman O:
-Ne var! duygularımı söylüyorum, içimdeki hisleri söylüyorum sana, dedi. Ben de:
-Çok söylüyorsun ölümü, söylediğin oluverir, bir daha duymak istemiyorum, dedim. O:
-Dünyada makam, mevki hiçbiri gözümde yok. Ben şehitliği arzuluyorum, dedi.
*** Azerbaycan'a gidip gitmemesiyle ilgili bana istihare yaptırttı. Sabah kahvaltıda da sordu:
-Anne ne gördün? dedi.
-Ben de pek iyi görmedim, anlatmak istemiyorum, dedim. O ısrar etti. Ben de:
-Kazalar gördüm, dedim. O zaman:
-Rahman'dan mı, şeytandan mı? Ne biliyorsun dedi. Ben de:
-Gitmeni hiç istemiyorum, gönlüm razı değil, dedim.
-Anne hizmet beni bekliyor, gitmem lazım, bana izin ver, dedi. Ben:
-Ben seni kaybetmek istemiyorum, dedim. O da:
-Sanki Türkiye'de kazalar olmuyor mu? Kaderde yazıldıysa gurbette şehit oluveririm, daha güzel, dedi.
*** Bekâr olarak son gelişiydi. Elinde eşyalarla geldi, zile bastı. Ben de mutfaktan koştum, karşıladım. Elinde eşyaları da çoktu. Ben niye babanı çağırmadın O seni karşılardı dedim. Bu arada mutfakta alnından öperken: (Her zaman öperken mücahidim diye öperdim.) O gün ağzımdan: Yanlışlıkla, “Şehidim” kelimesi çıktı. Ben hemen:
-Özür dilerim yavrum. Ağzımdan yanlışlıkla çıktı, dedim ise de. O ise:
-Özür dileyecek ne var. Allah söyletmiştir, ne güzel, dedi.
*** Gene bir gün salonda otururken, bana:
-Anne, ben şehid olmak istiyorum, şehitliği arzuluyorum. Annelerin duası geçer, ne olursun “Oğlum şehit olsun deyiver” diye en az on defa ısrar etti. Ve sonunda bana söyletti. Ben de :
-Oğlum hep benim kalbimi yaralıyorsun, dedim. Sonra O:
-Anne şehitlerin mertebesi ne kadar büyük, sen okumuyor musun? Yedi sülaleye şefaat yetkisi var, hatta içine senin sevmediklerin bile giriyor, dedi.
*** Yine başka bir gün:
-Anne! diye seslendi. Ben:
-Yine mi ölümden bahsedeceksin hafız? dedim. O:
-Evet, dedi. Arkasından ben:
-Ben seni hafız yetiştirdim, senden bekliyorum; ben vefat edince arkamdan yedi gece öğrencilerinle hatimler yapıver, dedim.
-Tamam anne yaparım da; ben ölürsem sen yapar mısın? dedi.
-Tabii neden yapmayayım yavrum dedim, Ama hâfız! kalbimi yaralıyorsun böyle dedikçe. Ben senden bekliyorum, her gece yasin okumazsan hakkımı helal etmem, dedim. O da önümden gülerek kaçarken hatta kolunu da kapıya çarparak:
-Sen daha çok seviyorsun yasinleri, sen bana okursun, dedi. Ben de arkasından yetişerek omzunu okşadım.
*** Hacdan geldiğimizin ertesi günü giriş odasında babasıyla beraber hediyelik eşyaları gösterirken, aldığımız yeşil tabut örtüsünü açtı. Örtüde yazılı “Külli nefsin zêigatül mevt” ayetini okudu. Ve:
-Anne sen bunu okudun mu? dedi. Ben de:
-Hayır, dedim.
-Burada “Her nefis ölümü tadacaktır” yazıyor, dedi. Ve bu arada hemen yere yatarak örtüyü üzerine örttü.
-Aileden önce benim üzerime örtülecek bu örtü, dedi. Ben de hızlıca üzerinden asılıp:
-Ben senin acına nasıl dayanacağım! dedim. O da:
-Ben arkalara kalmayayım, ben acılara dayanamam, dedi. Ben de:
-Ben senin acılarına nasıl dayanırım o zaman? dedim. O.
- Ben arkalara kalmayayım, “ben dayanamam, ben dayanamam, ben önce gideyim” dedi. (Annesiyle geçen bu tür olaylar ailecek müşâhade edilmiştir..)
*** Yine bir gün salonda otururken bana:
-Anne hayatta ölüm var, anne ben ölürsem arkamdan kimse ağlamasın. Gelenler sanki beni çok seviyormuş gibi ağlamaya başlarlar, bağırır çağırırlar. Sen onların eline tesbih verir okutursun, dedi. Ben de vefatından sonra bir oda dolusu gelenlere:
-Vasiyeti var dedim. Ellerine tesbih ve Kur'an-ı Kerîm verip okumalarını sağladım...
***Vefatından bir ay kadar evvel rüyamda kendimi Azerbaycan'a gitmiş gördüm. Rüyamda Hafız bana:
-Anne ben buralardan arsa almak istiyorum, dedi. Ben de:
-Arsayı ne yapacaksın dedim. O da:
-Bağ dikeceğim, dedi. Buraların altı sulak verimli olacağına inanıyorum, dedi: Ben de:
-Türkiye'ye çok uzak hafızım, dedim. İçimden de buralardan arsa alırsa buralarda kalır düşüncesiyle razı olmak istemiyordum. O da ısrarlı olunca o zaman mecburen:
-Türkiye'ye çok uzak ama, -isteksiz olarak ta- sen bilirsin, dedim. (Vefatından sonra Azerbaycan'a gittiğimizde rüyamda Hafız'ın bağ dikeceğim dediği yerlerin kaza yaptığı yerin çevresi olduğunu gördüm. Bunu babasına gösterdim. İşte rüyamda oğlumun bana gösterdiği yerler burasıydı, dedim.)
Rüyamın devamında, birlikte Aliabad mezarlığına gittik. Kabristanlığı gezdik. Bu arada O bana çok değerli bir mücevher uzattı, avucumun içine sıkıştırdı.
-Bu Hazreti Osman (r.a.) Efendimizden, bunu kaybetme, dedi. Daha sonra elimizde iki tane gazozla büyük bir kavak ağacının yanına oturduk. Ben gazozun birazını içtim, geri kalanı içemeyeceğimi söyledim. O da bana:
-Bak etrafta Azerbaycan'lı çocuklar var, onlara veriver, onlar öyle şeyi severler, dedi. (Vefatından sonra Azerbaycan'a gittiğimizde Şeyh Şamil'in müridlerinden Hacı Murad'ın mezarını da ziyaret ettik. İşte o anda Hafız'la beraber rüyamda gazoz içtiğimiz kavak ağacını gördüm ve yine babasına: -Bak, hafız'la beraber rüyamda gazoz içtiğimiz ağaç bu ağaçtı diye gösterdim. O zaman arabada bulunan gazozları açtık ve O'nun ruhuna duâ okuyarak gazozları içtik.)
Bundan sonra bir ay her gece rüyamda gelip “Anneciğim, hakkını helal et” diyerek elimi öptü.
Buna benzer her gece değişik ve karışık rüyalar görüyordum. Hatta babasına Hafızım kaza yaptı her halde diye söylüyordum. O da bana "hayır öyle şey yok" diye kızıyordu.
*** Hafızın vefatından bir gün evvel Çarşamba günü evde Fetih suresini okuyordum. Hafız'ın cismi aynen yaşadığı görünümüyle önüme dikildi. Ben sesli olarak:
-Hafızım yakındasın, yanıma geliyorsun her halde dedim. Gözümün önünden kayboldu. Fetih suresini bitirdim. Bir kitap aramak için evimizdeki ibadet odasına kitap aramaya giderken odanın kapısının yanındaki holde tekrar karşıma çıktı. Sanki çarpışacaktım:
-Hafızım, dedim. Kayboldu. Ama ben daha önce gelişinde yaptığı gibi bana oyun yapıyor zannederek evimizdeki bütün odaları, kapı arkalarını, yataklığı ve saklanabileceği yerleri aramaya başladım. Bir yandan da:
- Hafızım, saklanma çık ortaya diye sesleniyordum.
Hafızın kaza yaptığı gece, akşam geç vakte kadar sürekli Kur'an-ı Kerîm okudum. Gece saat 2:00'ye kadar okumaya devam ettim. İçimde bir sıkıntı vardı. Bir türlü atamıyordum. Annem yatmam için ısrar ediyordu. Nihayet annemin zoruyla ışığa kapatıp uzandım. Vefat etmiş olan babamın o sırada acıklı olarak bağırdığını duydum ve irkilerek uyandım. Babam:
-Münevver! Münevver! Bir yere gideceksin hazırlan! diye seslendi. Bu rüyanın tesiriyle iyice işkillendim. Üzerimde bir sıkıntı vardı, onu da atamıyordum. Sabaha kadar rahat uyuyamadım.
Sabah erkenden annemin kahvaltısını yaptırttım. O'na:
-Ben bayrama kadar artık gelemem. Bugün Şule ve babası gelecek, bayram hazırlığı yapacağım dedim. Eve geldim içimdeki sıkıntı gitmiyordu. Ben İstanbul'dan gelecek kızımın kaza yapacağı korkusunu hissediyordum. Kendi kendime nezrettim. Sağ salim gelirse şükür namazı kılacağım diye. Gerçekten kızım babasıyla geldiğinde onları karşılamaya çıkacağım yerde ben namaza durdum ve Allah'a şükrettim. Fakat kalbim fırlayacakmış gibi bir heyecan vardı ve bu Şule'nin gelmesiyle de kesilmedi.
Biraz sonra babası pazara alışverişe çıktığında bir telefon geldi. Telefon eden küçük oğlum Hasan Serhat'tı. Bana, babasını sordu ben pazarda dedim daha sonra devamlı:
-Anneciğim, anneciğim nasılsın, diyor başka bir şey söylemiyordu. Ben şüphelendim bir şey olduğunu anladım ve sordum:
-Abine bir şey mi oldu? Hafızım kaza mı yaptı? Şehit mi oldu? diye sordum. O zaman O:
-Anneciğim ağlamayacaksan söyleyeceğim dedi, ben söz verince de:
-Abim kaza yapmış diye haber verdi. Acı haberi öğrenmiştik ama bunu babasına nasıl söyleyecektik. Gerçekten biraz sonra gelen babasına durumu söyleyemedik. Fakat O bir şeyler olduğunu anladı ve ısrar etti. O zaman İstanbul'a, Serhat'ın verdiği telefonu aramasını söyledik. O da Prof. H. Kamil Yılmaz Hoca'yı telefonla aradı ve durumu öğrendi. Telefonu kapattıktan sonra Şule ve bana dönerek:
-Bakın! Ölüm, hiç kimseye önceden haber vermiyor. Şu anda bizim başımıza geldi. Yapılacak iki şey var; ya kadere teslim olup, gidenin arkasından sessizce okumak ve ayette belirtildiği gibi “Sabır ve namazla Allah'a yaklaşınız” emrine uyarak aynen kabullenmek veya avam gibi isyan ederek bağırıp çağırmak, dövünüp, yırtınmaktır, dedi. Bundan sonra hep beraber “Galu inne lillehi ve inne ileyhi raciun” ayetini sesli olarak okuduk. Bir kaç dakikalık sessiz ağlayıştan sonra hepimiz kalktık tekrar abdest alarak namaza durduk.
Daha sonra pasaport işleri için babası Denizli'ye giderken; Şule'ye kızım tanıdıklara ve Bursa'da olanlara telefonla haber ver, diye belirtince Şule telefonla akrabaları aramaya başladı. Durumu öğrenen ablam dövünerek eve geldi. O'nun bu halini görünce:
-Abla vasiyeti var bağırmayacaksın, sessiz ol dedim. O da kabul ederek sustu. Eve gelenlere de birer tesbih verip:
-Vasıyyeti var, herkes ne biliyorsa Kur'ân, Tevhid, Fatiha, İhlas v.s. okusun, dedim Böylece eve gelenler sessizce ruhuna bir şeyler okudular. Sonra hatim dualarını yaptık.
Biz, o gece Şule'yle beraber Şule'nin yarım hatmini uyumayıp bitirdik. Babası geldikten sonra da sevenleri evimize gelerek 7 gece çeşitli hatimler yapıldı ve ruhuna bağışlandı.
***Hafız Emin'in vefatından 4 ay sonra Musa Topbaş Efendi vefat etti. O'nun vefatından bir gün evvel rüyamda Hafız'ı gördüm, hayli telaşlı idi. Bu halini görünce O'na sordum:
-Hayrola Hafız bu telaşınız ne? diye. O da bana dönerek:
-Büyük bir yolcumuz geliyor, O'na hazırlık yapıyoruz, O'nu karşılayacağız, dedi. Ertesi gün Musa Topbaş Efendi'nin vefatını öğrendik. Aynı şekilde başka bir komşu da rüyasında Hafız'ı görmüş; O'na da büyük bir misafirimiz geliyor, O'na hazırlanıyoruz diye cevap vermiş.
***Hafız'ın vefatından sonra akrabalardan biri Hafız'ı rüyasında görmüş, öldüğünü biliyormuş ve ona sormuş:
-Hafız orada halin nasıl? diye. Hafız, takım elbise kıyafetli ve güleç yüzlüymüş. Eliyle durumum çok mükemmel diye işaret etmiş. Hafız'a:
-Senin buradaki makamın neresi, görebilir miyim? diye sormuş. Hafız, onu dışardan içerisi görünen çok mükemmel bir köşke götürmüş. Ve O'na:
-İşte burası, ben burada çok rahatım, demiş. Bu sefer O, içeri girmek için izin istemiş, fakat Hafız buna izin vermemiş ve:
-Sen dünyadasın, buraya giremezsin, çoluk çocuğun var, şimdi olmaz demiş. Tekrar sormuş:
-Bu saraya girmek için ne yapmam lazım? Hafız cevap vermiş:
-Çok çalışman ve namaz kılman lazım, demiş.
Annesi Münevver YETER