AĞLAMA KARANFİLİM

 

Ağlama karanfilim, bak biz ağlıyormuyuz.

Ağlama ne olur, şimdi biz de ağlayacağız.

Haydi sil gözlerinin yaşını. Gül, gül biraz.

Gülümse biraz, yakışmıyor sana gözyaşı dökmek.

Gül, haydi. Kaldır o pâk alnını, herkes görsün ibret alsın.

 

Evet, bizde bir karanfiliz, bu yola çiçekler dökerek geldik.

Tüm dünya bilsin, görevliler (!) yöneticiler (!) anlasın bunu.

Aldırmayız söylenen sözlerin hiçbirisine, biz yolumuza gideriz.

Hak bildiğimiz yolda tek başımıza kalsak bile yine gideriz.

Çünkü; mesaj ağır, çağrı büyük yerden. Bizi bu yoldan kimse

Ama hiç kimse döndüremez. Çünkü biz karanfil çiçeğiyiz.

 

O bir hayat çiçeğidir. Hiç, hiç solmaz, solmayacak da

Hep koklanacak o, sînelere çekilecek. İnsanlar onunla hayat bulacak

Ve koklandıkça hep yeşerecek daha bir gürleyecek,

Yeşerecek, hep yeşerecek, büyüyüp tüm dünyayı saracak.

Onu koklayamayanlar, nefes alamayacak, hayat bulamayacaklar.

Bir gün gelecek onlar da (!) pişman olacak ama iş işten geçecek,

Dua edelim, dua edelim ki o gün mahşer olmasın!

 

Evet karanfil, gel yanıbaşıma, sen yanımdan ayrılma

Biz yolumuza gidelim, ta kellemizi koltuğumuza alana kadar.

Sakın eğilmeyelim, demir misali eğilip bükülmeyelim,

Dünyanın bütün eksilerine karşı, dimdik kalalım; aynen çelik gibi...

Kasım - 1998 Aliabad / Zagatala