
İSTEDİĞİ KOPARMAKTI
-Mehdi'nin gelişine-
Ucundan alıverecekti. Tomurcuk yeşerecek, gönül coşacaktı böylece. Düşünce kıvılcımlaşıyordu herhal. Yürüyen ayaklar binlerce beyindi bu sesle. Kimdi, neyin nesi idi düşünemedi. Çünkü bir tomurcuk vardı ortada ve toprak onun gücüne dayanamamış, sıkılmış, sıkılmış ve patlamıştı. Gün ışığını görmüştü artık tohum. Yeşerecekti; filizlenip gençleşecek, devletini kuracak, yerini, yurdunu tüm dünyaya kabul ettirecekti.
Sesini binlercesine duyurmak istiyordu. Duyan sadece gönlünü toprağa bağlayanlardı. geleceğini gözleyip, gecelerini uykusuz geçirenlerdi. Duydular çoğu, toplandılar, tek yürek oldular. Haykıracaklardı artık, tüm dünya bu sesi duyacaktı.
Yeni bir ses dedi biri. Diğeri “olmaz öyle şey” dedi. Anasız ve babasız çocuk dünyaya gelmez, gelemez. Var bunun bir esası, bir görüntüdür sadece bu dedi. Sanki tüm gözler, tüm kulaklar bu sese kilitlenmişti. İkrarı belirten bir sükut yükseldi kalabalıktan. Kesinlikle herkes hep bir ağızdan kabul diye haykırmıştı ve o sese doğru yöneldi tüm bakışlar. Beklenen umut, karşılarındaydı büyük bir ihtimalle.
Aslında ihtimali düşünen yoktu. Bir hayvan sesi olsaydı yine yönelecekti millet o yöne. Ancak ses yılların derinliklerinden, mağaraların sığlığından kopup gelmiş, tüm tizliği ile büyüklüğe gebeliği belirtmişti. Konuşan beklemedeydi, tüm sinekler uçuşu kesmiş, uçan kanatlar pire sessizliğine eş ürküntüden korkuyorlardı. Ancak bir kişi bile bir şey yapılacağının aksini düşünmüyordu. Burada, bu dağ yamacında şu ulu çınar altında, bu nehir kenarında, çığıl çığıl çağlayan su sesi yanında toplayan güç, lideri seçtirecek, konuşturacak ve harekete geçirecekti. İlahi tecelli böyle olmuştu şimdiye dek.
Kimse başka bir şey düşünmüyordu. Sadece ilersinin fikirleri, akıllarından-gönüllerine, bizim oralar böyle değildi ihtiraslarını fısıldıyor, hatta fısıldamaktan korkuyor ve tedirginliklerinin anlaşılmasından ürküyor ve yine de geri dönmek için sabırsızlıklarını bir ayağa kalkıp bir oturarak belirliyorlardı.
Neydi bu, kızılelma bitmişti yıllar önce. Bir avuç toprak yetmişti herkese. Hatta ölüm bile alışılan haller içinde en tartışmasız kabul görüyordu. Onun için bile bir avuç toprak yeterliydi.
Bitmeyecekti bu direniş, sonuç başarı olacaktı. Gayret meyvesini nesillerden nesillere aktarıp vuracaktı. Dal dalı oluşturacak, insan gördüğüne hükmedecek ve zafer kazanılacaktı. Ve sonuçta binlerce yığın kalktı., yüreklerdeki hapis duygular dile geldi. Bağırdı, haykırdı, tüm dünya gizlendi bu sesle, lider öndeydi. Önemliydi lider, ancak kimse burada onun önemini düşünmüyordu. Ardı sıra gidiliyordu. Gidildi.
Düz ova başında duruldu ve düşmanlar bir bir gösterildi. Her branştan, her yaştan, her kafadan binlerce insan durumlarına, akıllarına göre bölündü ve emir verildi. Sonuç güzeldi. Kötüler yok edilmiş, pislikler toprak altına atılmış ve zafer kazanılmıştı.
Zafer türküleri ile artık dünya şenleniyor ve tomurcuk açan çiçekler olgunlaşıyor ve filiz fidana, fidan ormana dönüşüyor. Ufuklar aydınlanıyor ve güneş doğuyordu.
Artık yeryüzü hakimini bulmuş, kalpler sükuta ermiş, insanlar kardeş olmuş ve İslam yaşanmaya başlamıştı. Diller sadece artık Elhamdülillah diyordu.
18.08.1995 Çekirge/Bursa

|