
AHMET BEY
Diskoya gidemeyişinin 8. günüydü. 2 gün hasta yatmıştı. Arkadaşlarına katılmak özlemiyle hemencecik dönüvermişti. Ama şu yobaz kafalı babası izin vermemişti. İzin alamadığında; -Artık fikir ayrılığı yok baba! Ne sağ kaldı, ne sol. Niçin korkuyorsun. Ne silah kaldı, ne sopa. Şimdi bir gericiler bir de biz kaldık, diyordu.
Ne bu dünyanın hali, herkes nostaljik, ütopik, otantik olup gidiyor. Ya evden kaç, ya intihar et. Babasının dediği çıkmıştı işte. Sistemin, bu sistemin sonucu buydu. Düşündü bir nebzecik. Evden kaçsa; bozulmuş namusunu yüz kere, bin kere... olamazdı. Tek çare var diye düşündü. Tek çare var. Müslüman olsam. Of! O da çok zor.
Eve koştu. Şükür ki babası girmemişti. Dolabı açtı. Yaptıklarını düşünmeyi istedi, vazgeçti. Olanlar olmuştu. Bir daha olmasın istiyordu. Parlak cisim göze çarpmıştı bile. Aldı. Hiçbir şey düşünmedi. Müslüman ol! müslüman ol! sözleri kulağında yankılanıyordu. Ama o çoktan istediğine kavuşmuştu. Bileğinden fışkıran kandan korktu. Bir çığlık...
Ahmet Bey kapıya geldi. Baktı ve yutkundu. Üniversite, komünistlik, eğitim, sistem, İslamsızlık, çağdaşlık ve sen. Hepsi bitmişti. Vermediğini alamamıştı.
|