
SEMİNER - NEFSE VE DİLE HAKİM OLMAK
Essalâtü vesselâmü aleyke ye Rasülullah , essalâtü vesselâmü aleyke ye Habibellah, essalâtü vesselâmü aleyke ye Seyyidel evveline vel ehırin.
Euzü billehi mineş şeytanir racim Bismillehir Rahmenir Rahiim,
(Benim konum nefse ve bilhassa dile hakim olmak hakkında. Bu konuşma silsilesi içinde benim konuşmam daha önce idi, ama rahatsızlığım sebebiyle şimdiye kaldı.)
Kıymetli misafirler, Değerli Arkadaşlar,
Şimdi konuma geçiyorum.
Müslümanın temel vasfı Allah'a kul olmaktır. İslâm insana Allah'a kul olma yolunda yardımcı olacak bütün tedbirleri getirmiştir. İnsanın yaradılışından sahip olduğu özelliklerini dikkate alarak hidayeti bulma ve iman yolunda devamlı yürüme için en tabii ve fıtrî tekliflerde bulunmuştur. Ve insanın Allah'a kul olma yolunda ona verilen çizgiyi yani sıratı müstegım, sonucunda da Cennet vadedilmiştir. İnsanın bu yolda devamlı ve sıhhatli olarak yürümesi için İslâm'ı iyi bilmesi ve nefsine hakim olması gerekmektedir.
İnsanın; biz birini bir kenara bıraksak da iki yönü vardır. İnsan neredeyse iki canlı gibidir. Biri akıl merkezli beden, biri de kalp merkezli ruhtur. Ayrıca insanın manevi yönünde, bir de içindeki şeytan diyebileceğimiz bir nefis vardır. Bu nefiste insanı sıratı müstegımden ayırmak için çalışır.
Allah katında önemli olan beden değil, ruhtur. İnsanın kalbinin imanla dolu olmasıdır. İslâm'ın da zaten esası kalbî imandır. Dil ile ikrar bile gerekli bir şart sayılmamıştır. Münafığın tanımı da biliyorsunuz, inanmış gibi görünüp iman etmeyen demektir. Bu nasıl olur? Münafık bedeniyle ibadet eder, namazını kılar, orucunu tutar, biz onu müslüman zannederiz. Ama önemli olan kalp olduğundan burada kaybeder. Çünkü onun kalbi Allah'a iman etmemiştir.
Bizim nefis dediğimiz şey nedir? Bunun cevabı çok açıktır. İçimizden gelen kötülüklerin çoğu nefis belasıdır. Günah işlerken Allah afvediverir düşüncesini aklımıza getirten nefistir. Can sıkıntısı dediğimiz, hiç bir şey yapmama isteğini de nefis verir. İbadetlere karşı bizi uyuşukluğa iter. İyi bir iş yapmak istediğimizde önce şeytanla karşılaşırız. Şeytanı aştığımızda karşımıza nefis çıkar. Şeytan günah işletmeye veya iyi bir şeyi yaptırtmamaya çalışırken en büyük yardımcısı nefistir. Nefse hakim olmamız gerekmektedir. Nefse hakim olmanın yollarından biri de dile hakim olmaktır.
Dil insanın en çok günah işlediği faillerinden birisidir. Dil görünüşte bir et parçasıdır ama hakikatte varlıkta olan herşey onun tasarrufundadır. Olmayanlar bile onun tasarrufundadır. Çünkü dil yokluktan da varlıktan da konuşur. Ayrıca dil kalbin aynasıdır. Kalbteki sûretleri kalpten alıp söylediği gibi kalbin dışındaki sûretleri de kalbe ulaştırır. O halda kalbin doğruluğu ve eğriliği dilin doğruluğu ve eğriliğine bağlıdır. Bunun için Rasülullah Sallallahu aleyhi vesellem. "Kalb doğru olmayınca, iman doğru ve müstegım olmaz. Dil doğru olmayınca da kalp doğru olmaz" buyurmuştur.
Dilin insana verdiği yararının yanında onun afetleri de çoktur. Ayrıca bu afetlerden korunmakta er kişi işidir. Şimdi kısaca bunlara değinelim ve korunma yollarından bahsedelim.
1-Muhalefet, münakaşa ve mürâîlik:
Bazı kimselerde adet haline gelmiştir ki, ne söylense kabul etmez, hayır öyle değildir der. Bu, sen ahmaksın, bir şey bilmezsin, ben akıllıyım, zekiyim demektir. Bu söz iki helak edici sıfatı kuvvetlendirmiş olur. Biri kibirlenmek, diğeri de başkalarına saldırmaktır. Bunun için Rasülullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor: "Konuşurken muhalefet etmeyen ve hasımlık yapmayan ve batıl söz söylemeyen kimse için Cennet'te bir saray yaparlar. Haklı iken susarsa Cennet-i Âlâ'da bir saray yaparlar." Ayrıca yine şöyle buyurdular: "Münakaşadan, haklı olsa bile, vazgeçmedikçe kişinin imanı tam olmaz."
2-Alay etmek ve gülmek:
Bir kimse ile alay etmek ve ona gülmek, sözlerini ve işlerini gülünç şekilde anlatmaktır. O kimse bundan kırılırsa, bu haramdır. Allah-u Teala : "Kimseye hakaret gözüyle bakmayın ve kimseye gülmeyin ki, o sizden daha iyi olabilir" buyurmuştur. Rasülullah Sallallahu aleyhi vesellem de : "Bir kimseyi tevbe etmiş olduğu bir günahtan dolayı gıybet eden kimse, o günahı işlemedikçe ölmez" buyurdular. Yine bir başka bir hadis-i şerifte de buyurdular ki: "Alay edene ve insanlara gülene, kıyamet günü Cennet'in kapısını açarlar ve ona gel gir derler. Yaklaşınca kapıyı kapatırlar. Dönünce yine bağırırlar, başka bir kapı açarlar. O ise üzüntü ve gam arasında ezilir durur. Yaklaşınca kapı kapanır. Nihayet çağırırlar da gidemez. Anlar ki kendisiyle alay ediyorlar" buyurmuştur. Bunun için yaptığımız hareketlere, söylediğimiz sözlere çok dikkat etmemiz gerekiyor.
3-Yalan yere söz vermek:
Söz verme, sözünde durmamakta dille yapılan başka bir günahtır. Rasülullah (s.a.v.) buyuruyor:
"Üç şey vardır ki bunlardan biri kimde bulunursa, namaz kılsa da oruç tutsa da münafıktır. Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kendisine verilen emanete hıyanet eder."
Allah-u Teala İsmail aleyhisselamı övüyor ve onun için "sözünün eri" buyuruyor. O'nun hakkında derler ki bir kimseye bir yerde buluşmak için söz verdi ve 22 gün orada bekledi.
Ashab-ı Kiramdan biri anlatır: Rasülullah'a biat ettim ve şuraya geleceğim dedim, sonra unuttum. Üç gün sonra gittim orada idi. Buyurdular ki; "Ey delikanlı, üç gündür seni bekliyorum."
Elden geldiği kadar zora (yapamayacağımız bir şeye) söz vermemelidir. Rasülullah (s.a.v) inşaallah yapabilirim derdi. Söz verince elden geldiği müddetçe sözünü yerine getirmelidir.
4-Yalan konuşmak ve yalan yere yemin etmek:
Dille işlediğimiz en büyük günahlardan biri de yalan konuşmaktır. Rasülullah (s.a.v) : "Yalan, nifak kapılarından biridir" buyurmuştur. Abdullah İbni Cirad (Radıyallahu anh) Rasülullah (s.a.v)'e müslüman zina eder mi? Dedi. "Edebilir" buyurdu. "Yalan söyler mi?" dedi. "Hayır" buyurdu. Ve "Yalan söyleyenler imanı olmayanlardır." Ayet-i kerimesini okudu.
İnsan davranışlarının Allah tarafından görüldüğünün idrakine vardıkça yalandan uzaklaşır.
5-Gıybet:
Gıybet etmek çok büyük günahtır. Ve sakınmakta çok zordur. Allah-u Teala Kur'an-ı Kerîm'de ölü kardeşinin etini yemeye benzetiyor. Rasülullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdular ki: "Gıybetten sakınınız, zira gıybet, zinadan daha şiddetlidir.. Çünkü zina eden kimse tevbekâr olur, Allah da kendisini affeder. Fakat gıybet edilen affedinceye kadar. Gıybet eden affedilmez." Yine buyurdular: "Miraç gecesi bir gurup insanlar gördüm. Tırnaklarıyla yüzlerinin etlerini kazırlardı. Bunlar kimlerdir? Dedim. İnsanları gıybet edenlerdir" dediler.
Allah-u Teala Musa aleyhisselam'a vahiy gönderdi: "Gıybet edip tevbe etmeyen Cehennem'e girenlerin birincisi olur. Tevbe edip de ölen ise Cennet'e girenlerin sonuncusu olur."
Gıybetin sınırı ne kadardır, ne kadar söylense günah olur? Yine bu konuda Rasülullah (s.a.v) "Bir kimse hakkında bir şey söylendiğinde o kimse onu duyduğunda rencide olacaksa o söz doğru bile olsa gıybettir." Gördüğümüz gibi gıybetin sınırı çok geniştir. Ve İslâm'ın diğer emir ve yasakları gibi insanı merkez etmiştir. Bir insanın kalbinin kırılması hep kötü görülmüştür. Gıybette böyledir işte.
Gıybetten kurtulmak için gıybete sevkeden şeyin ne olduğuna dikkat etmek gerekir. Bunlar 8 tanedir:
1-Bir sebeple kızgın ve kırgın olmak,
2-Başkalarının rızasını kazanmak, onlara uymak için,
3-Kendisine atılan suçtan kurtulmak ve bunu başkasına atmak için,
4-Kendini övmek istemek için,
5-Hased etmek ve çekememek,
6- Kötü ve kusurlu iş yapanlarla alay etmek,
7-Başkası bir günah işleyince, bunun kötülüğünü anlatmak için o kişinin ismini vermek,
8-Günah olan bir işi yapana kızmaktan dolayı.
Bunlardan kurtulmak için başkalarına karşı kötü düşünmekten vazgeçmek gerekir. Kibir-hased gibi kötü huyları bırakmaya da çalışmalıdır. Bunun için biraz düşünmek bile yeterlidir. Başkalarının günahının yüklenip Allah'ın gazabını kazanmanın akıllı kişinin ameli olmadığı açıktır. Ayrıca gıybet kişinin sevaplarını azaltır. Bu konuda Rasülullah (s.a.v) "Gıybet insanın sevabını, iyi amellerini, ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar" buyurmuşlardır.
Bunlardan dolayı dilimize çok dikkat etmeliyiz.
6-Söz taşımak ve ikiyüzlülük:
Bunlar da Allah'ın gazabını arttırıcı en büyük iki günahtır. Bir kişiden duyduğunu başkasına aktarmak veya yüzüne iyi görünüp arkadan aleyhinde konuşmak her devirde sevilmeyen davranışlardandır.
Allah-u Teala : "O kıymetsiz kimse, insanları ayıplar ve fesadı yüzünden birinden söz alıp, diğerine götürür, yaramazlık eder" buyurmuştur. Rasülullah Sallallahu aleyhi vesellem de "Size en fenanızı haber vereyim mi? Aranızda söz taşıyanlar, aranızı bozanlar ve insanları birbirine düşürenlerdir" buyurmuştur. Yine: "Allah-u Teala'nın indinde kulların en kötüsü o iki yüzlülerdir" buyurmuştur.
Bu sıfatları taşımamak için sözlerimize çok dikkat etmeliyiz.
7-İnsanları övmek ve dünya menfaati için yaranmak:
Bunlar da insanlar arasında kavgaya ve iki yüzlülüğe sebep olur. Öven kimse olduğundan fazlasını söyler, yalan olur. Karşısındakini överek onu sevdiğini göstermek ister, gerçekte sevmez ve nifak olur. Aslını bilmediği şeyleri söyler. Karşısında onu sevmeyen birine onu överek karşısındakinin kendisine kızmasına sebep olur. Ayrıca övülen de bu sözleri işitince kibirlenir ve günaha düşer.
Rasülullah (s.a.v) : "Bir kimsenin, keskin bir bıçak ile bir kimseye saldırması onu, yüzüne karşı övmekten daha iyidir" buyurmuştur.
Büyüklerden birini övdüler O: "Ya Rabbi! Onlar bilmezler, Sen bilirsin" dedi. Bir başka veliyi meth ettiler O da: "Ya Rabbi sevmediğim bir şeyle bu kimse bana yaklaşıyor. Sen şahidim ol ki ona düşman olmakla sana yakın olmak istiyorum" dedi.
Bir kimse Hz. Ali'yi sevmezdi. Münafıklık ederek O'nu övdü. Hz. Ali: "Ben dilinde olandan aşağı, kalbinde olandan da üstünüm" buyurdu.
Övmek bile işte böylece felakettir.
8-Lanet etmek ve sövmek:
Lanet etmek de çok kötü bir iştir. İnsana, hayvana, elbiseye ve neye olursa olsun böyledir. Rasülullah (s.a.v) buyuruyor: "Mümin lanet etmez." İnsanlara lanet çok ters sonuçlar çıkarabilir. Mümine lanet yanlıştır bir kere. Çünkü müminleri Allah övmüştür. Kafire lanet ise, o kişi de ilerde imana gelebilir. Bu da tehlikeli olur
Sövmek ise lanetten daha da kötüdür. Hele bazı kelimeler döner kişiye bile gelir. Veya kişiyi inkara götürür.
Bunlardan kurtulmak için de ilerisini düşünmek ölümü hatırlamak gerekir.
9-Lüzumu olmayan söz söylemek :
Söylediğin zaman din ve dünyan için sana zarar veren söz lüzumsuz sözdür. Bu tür söz söylemek İslamiyet'in güzelliğinin dışındadır. Rasülullah (s.a.v) : "Kaçınılması icap eden şeyden el çekmek, İslam'ın güzelliğindendir" buyurmuştur.
Bu nevi sözler şöyledir ki; insanlarla oturur, günlük işler, yolculuk, askerlik, avcılık hikayeleri, bağ-bahçe işleri gibi şeyleri uzatıp durmaktır.
Bir gün Rasülullah (s.a.v) buyurdu: "Şimdi Cennet ehlinden birisi içeri girer." Abdullah İbni Selam (Radıyallahu anh) içeri girdi. Kendisi için buyurulanı bildirdiler ve senin amelin nedir? Dediler. "Benim amelim azdır. Fakat bana lâzım olmayan şeyi yapmam ve insanların fenalığı istemem" dedi.
Söylediğimiz her şeyi melekler yazarlar. Eğer melekler bedava yazmayıp, yazmak için para isteselerdi, korkup onda bir konuşurduk. Çok konuşmaktan dolayı geçen vaktimizdeki ziyanı bizden isteyecekler olsalardı korkudan yüzde bir konuşurduk.
İşte dilin afetleri böyle. Bunlardan kurtulmamız lâzımdır. Dilimize hâkimiyetimiz şarttır. Dile hâkim olan kimse nefsiyle mücadelenin çoğunu halletmiş olur.
Nefsimize ve dilimize hakimiyet için kendimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için bu mücadele de bazı öncülere ve arkadaşlara ihtiyaç vardır. Nefse hakim olmak ve onunla cihad edebilmek için en emin yol tasavvuftur. Tasavvufta veliler nefisle mücadelenin yolunu bilirler ve insanlara öğretirler. Biz onun için kendimizden büyükleri ve nefis mücadelesini kazananları bulmalı, Allah'ın rızasını kazanmak için onların gösterdikleri yolda ilerlemeliyiz.
Nefse hakimiyetin küçük bir boyutu da ölümü hatırlamaktır. Her gün ölecekmişiz gibi düşünsek, davranışlarımızı düzeltir, sözümüze çeki-düzen verir ve nefsimize ve dilimize hakim olmanın bir yolunu bulmuş oluruz. Çünkü ölümü çok düşünen kişi ne günah işler, ne de vaktini boşuna harcar. Bunların hepsinden çekinir ve Allah'ın rızasını kazanmaya çalışır.
Emin YETER 
|