KARADENİZ GEZİMİZ

15-5-91 Çarşamba günü MGV'nin düzenlediği İlâhiyat Fakültesi öğrencilerinden oluşan (bir otobüslük) Karadeniz gezisine katıldım.

Gezimiz saat 21:30'da başladı.. Yola çıktıktan sonra İnegöl'de durup yatsı namazlarımızı kıldık. Tanıştıktan sonra uykuya daldık. Bilecik sınırından Eskişehir'e oradan da Ankara'ya vardık. Bu arada şehir merkezine geldiğimizi kaptanımız haber veriyordu. Tabi bu arada 16-05-91 günü de oldu. Kırıkkale'ye vardığımızda sabah namazını Kuşkonmaz Camiinde kıldık. Yola yeniden başladık. Leblebisiyle ünlü Çorum'da arabamızı doyurduktan sonra Amasya'ya ulaştık. Ve ortasından Yeşilırmak'ın ikiye ayırdığı, tarihi yerleri (Amasya'da II. Beyazıd Camii, Büyük Ağa medresesi, Toruntay türbesi, kale mezarlar var) kaya mezarlarını ve kalesiyle oluşturduğu kompozisyonu görünce bu şehre hayran olduk. MGV'de sabah kahvaltımızı ettik ve Tokat'a geçtik. Buradan Almus'a geçip orada Almus barajı ve santralini gezdik. Buraya kadar hava yumuşak fakat normal şekilde de yağışlıydı.

Buradan güneşin batımına yakın bir zamanda Sivas'a geçtik. Önce Sivas'ı şöyle bir gezdik. Biraz karanlık olduğundan herhalde, RP'nin belediye başkanlığı yaptığı Sivas bize çok güzel gelmedi. Çifte Minareli Medrese, Gök Medrese, Paşa Camii ve kaleyi gezip Ulu Camiinde akşam namazını kıldık... Bu arada Çermik Kaplıcalarına gidecektik fakat belediye başkanının sohbetine gitmeyi tercih ettik. Sohbetten sonra yolumuza yeniden koyulduk. Arabada uyuyorduk tabii.

17-5-91 Cuma gününe ulaştık artık. Sabah namazında bağlarıyla ünlü düzenli şehirleşmiş Erzincan'a geldik. Bir bardak süt içip güzel bir hava ile Erzurum yoluna koyulduk.

Etrafı karla kaplı Erzurum'a güneşli bir hava ile vardık. Vardık varmasına da şaşıp kaldık. Çok eski bir yerleşim merkezi olan Erzurum hiç heybetli bir şehir değildi. Halkı aç, sefil görünüyordu. Çoğu eski, yamalı kıyafetler giyinmişlerdi ve kadınlar da yün ve ketenden yapılmış çuval şeklinde acayip bir kıyafetle kendilerini sarmışlardı. Halk çok acayip bir şekilde aval aval bakıyordu..

Burada sabah kahvaltısını yapıp Gök Medrese, kale, üç kümbetler, Ulu Camii, Lalapaşa Camii, Oltutaşı çarşısını gezdik. Gerçekten böyle tarihi zenginliği olan şehirde halk bizi şaşkına uğratmıştı. Atatürk üniversitesi şehrin girişinde güzel bir yere kurulmuştu. Buradan Erzurum'a da elveda dedik.

Arabamızda güzel programlarımız oluyordu. Yarışmalar yapılıyor, kazananlara kitap hediye ediliyor, marşlar, ezgiler söyleniyor, espriler yapılıyor, fıkralar anlatılıyordu. Kaptanımız da bu esprilere katılıyor, bazen arabayı uçurumun kenarına yanaştırıyor, bazen de koltuğundan kalkıp ortaya çıkıveriyor ve herkesin yüreğini ağzına getiriyordu. Ortaya bazı konular atılıyor, isteyenlerin konuyla ilgili görüşü alınıyor ve bir sonuca bağlanıyordu.

Cuma namazını Tortum'da kıldık. Ve Tortum çayını izleyip, heyelanın önünü kapatıp göl oluşturduğu Tortum gölüne ve Çoruh nehrine ulaştık. Bu nehir çok coşkun bir nehirdi. Yol nehrin kenarından giderken, bir tarafımızdan da sarp kayalar yükseliyordu. Bunların yanında küçük bir düzlük oluşmuşsa hemen bir yerleşim merkezi kurulmuştu.

Daha sonra Artvin'i gördük. Amasya'dan sonra gördüğümüz güzel, bir başka şehrimizdi. Gelişmeye kapalıydı belki ama çok güzel bir görünüşü vardı. Bir yamacı kaplıyordu. Eğimi % 30'dan fazlaydı. Buranın halkı ise Erzurum'un tam tersine hep ilgileniyordu.. Artvin'in kalesi hiç çıkılması mümkün olmayan bir yerdeydi. Artvin'in bulunduğu yamacın önünde çok dik bir sarp kayanın (bu kaya yaklaşık 500 metre yükseklikte) üstünde Kartal yuvası olarak duruyordu.

Artvin'i arkamıza bıraktığımızda Karadeniz'in süper yeşiliyle karşılaştık. Her taraf yeşil, her taraf orman. Harika bir görünüştü. Ve artık her tarafta çay bahçeleri başlamıştı. Trabzon'a kadar da çayın görünüşüne doyduk. Hopa'da ikindi namazımızı kılıp, Sarp sınır kapısına vardık. Sadece uzaktan Rus tarafını görebildik. Aslında izinle Batum'a gitmeyi düşünüyorduk.

Rize'den geçerken akşam oluyordu artık. Gezemedik de. Gezimizde ilk defa olarak burada yattık. Burada yataklar herkese kuş tüyü gibi geldi.

18-5-91 Cumartesi, artık yeşillik ve deniz günüydü. Sabah artık diğer günlerden daha dinç olarak kalktık ve kahvaltımızı yapıp Trabzon'u gezmeye başladık. K. Ayasofya'yı ve kaleyi görüp Sümele manastırı için Maçka'ya yola çıktık.

Sümele manastırı, 1300 metre yükseklikte Bizans baskısından kaçan Hristiyanlar tarafından 3. asırda yapılmış. Yeşilliğin ve Değirmendere'nin üstünde bir çok resmin bulunduğu manastır en çok ziyaret edilen yerlerden. Çünkü en fazla kalabalıkla burada karşılaştık. Manastıra (500 metre kadar) yürünerek çıkılıyor. Sümele'den Trabzon'a döndük. Boztepe'ye (ki bu tepe bütün Trabzon'u ayaklar altına seriyor) çıkıp Ahi Evren Camii'nde öğle namazımızı kıldık. Burada piknik yaptık. Bu tepeden Trabzon çok müthiş görünüyordu. Böylece Trabzon hayran kaldığımız bir başka şehir oluyordu.

Önümüzde bütün güzelliğiyle Karadeniz, ayağımızın altında Trabzon ve arkamızda yeşillik. Gülhane Hatun Camii'ne uğrayarak ayrıldık.

Giresun hayran olduğumuz başka bir şehir. Zaten sonuçta arabada yaptığımız en çok beğenilen şehirler de Amasya ile beraber birinci oldu. (Trabzon ve Ünye 2., Artvin'de 3. oldu) Tek şahane yeri olan kalesiydi. Giresun bir hilal gibi çevresindeydi. Tabii bunları yeşillik ve deniz de çevreliyordu. İkindi namazını kılıp yola çıktık.

Tabii bu arada Karadeniz'de manevi bir boşluk da görünebiliyor. İslamiyetten ayrılış fazla. Önemli ve tarihi camilere artık rastlanılmıyor. Tirebolu'da durup bir çay molası verdik.

Köyleri çok dağınık biliyoruz. Fakat dağınıklık bana daha farklı geldi. Genelde yerleşme koylarda olmuş. Çakırlı köyünden, ünlü, kocaman 4-5 kiloluk ekmek aldık. Bunlar bir hafta bayatlamıyormuş. Fatsa'da akşam yemeğimizi yiyip namazımızı da kıldık. Akşam olunca bu şehir merkezleri daha bir ayrı görünüyor. Gece ılıcaya gittik.

Ünye'ye vardık. Güzel bir yerleşim merkezi burası. 19-5-91 günü biraz gezip, bir sahilde sıcak güneş altında ancak bayağı soğuk Karadeniz sularına girdik. Biraz yüzdük. Gerçekten suyu hiç tuzlu değilmiş. Çıkıp birer çay içerek Çarşamba'ya yola çıktık.

Sonra Samsun'a tekerlek bastık. Bayağı kutlamalar yapmışlar. Bize öyle göründü. Bu arada Samsun'un şampiyonluk maçının o gün oynanması da şehrin her tarafının tak ve formalarla süslenmesine yol açmış. Fuarı görüp, yemeğimizi yedik ve dönüşe başladık... Merzifon'da ikindi namazımızı kıldık, Çorum'da akşam namazımızı kıldık ve yemeğimizi yedik. İnegöl'de yatsıyı kılıp Bursa'ya gelerek yolculuğumuza son verdik.

Gerçekten havanın durumu, gördüklerimiz, bizim Allah'ın azametine bir kere daha şahit olmamıza sebep oldu. Mükemmel bir gezi olmuştu. Araba içinde yüklü bir program, dışarıda süper bir tabiat.

20.05.1991 Bursa

------------------------------------------

(Değerlendirme)

GÖRDÜĞÜM ŞEHİRLER: 1-Bursa 2-Eskişehir 3-Ankara 4-Kırıkkale 5-Çorum 6-Amasya 7-Tokat 8-Sivas 9-Erzincan 10-Erzurum 11-Artvin 12-Rize 13-Trabzon 14-Giresun 15-Ordu 16-Samsun

DURDUĞUMUZ İLÇELER: İnegöl, Almus. Tortum. Hopa, Maçka, Tirebolu, Fatsa, Ünye, Çarşamba, Merzifon.

Not: Bu geziyi M.G.V. ile yaptığımızdan dolayı bakış açımda onların bir çok etkisi olduğunu sonradan anladım. Bilhassa Erzurum hakkında. (16.6.91 Bursa)