
AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİNDEN SEÇMELER
Bu gezimin esas mahiyeti, Azerbaycan'da 70 yıldan beri sömürülmüş halka biraz dahi olsa İslâm inancını aşılamak ve hayatlarında tatbik edecek seviyeye getirmek. Tevfik Allah'tandır. ( "I. Azerbaycan'a gidişim – Başlangıç" adlı günlüğünden, 03.08.1993 )
----------------
Azerbaycan? Artık herşeyi orda göreceğim. Kim bilir nelerle karşılaşacağız? Orası benim için aslında büyük bir nimet. Yeni bir lisan ve alfabe öğreneceğim. İslâm'ı öğreteceğim. Belki de ilk defa sıcak savaşın içinde bulunacağım. Belki de Özbekistan'a, Buhara'ya ulaşacağım. Belki benim için cesaret yeri olacak Azerbaycan. Yarın sana yöneliyoruz.. Artık bizi bekle, Azerbaycan.. ( "I. Azerbaycan'a gidişim – Başlangıç" adlı günlüğünden, 03.08.1993 )
----------------
Ben bugünlerde kaydımı durdurmayı düşünüyorum. Şayet buraya muallim (öğretmen) gelmeyecekse bu çok gerekli. Sadece burs için izin alınmalı. Kaydımı durdurursam bir yıl buradayım. Daha babamlara söylemedim inşallah normal karşılarlar. ( "I. Azerbaycan'a gidişim – Arif ve Mustafa Gidiyor" adlı günlüğünden, 22.09.1993)
----------------
Ben hala burada kalmayı fikirleşiyorum (düşünüyorum). Atam (babam) kabul etmedi. Telefonda razı edemedim. Hemen gel diyor. Okul da başladı biliyorum ama en erken bu ayın sonunda Türkiye'ye dönebilirim. Yerime hala muallim gelmedi. Ben gidersem her şey karışacak. Gitmek istemiyorum. istemiyorum.... Ancak gideceğim. Baba rızası ve Allah rızası var işin içinde. Buradan gidersem öğretim yarıda kalacak. Uşaklarla (öğrencilerle) öyle bir diyolog kurduk ki hiç biri ayrılmamı istemiyor. Çok güzel ders yapıyoruz. ( "I. Azerbaycan'a gidişim – Bir Ay Ara Olmuş" adlı günlüğünden, 23.10.1993)
----------------
Bu sefer biraz acı oldu ayrılışım. Çok hızlı bir haber ve yolculuk. Azerbaycan'dan ayrılıyorum. Bilmiyorum, bir daha ne zaman geri geleceğim. Belki hiç. Ancak gelmek istiyorum. ( "II. Azerbaycan'a gidişim – Ayrılık" adlı günlüğünden, Gaziantep 1994)
----------------
Memleket mi, ev mi, yurt mu? Veya yeni ihtimal; iş-maaş, askerlik ve evlilik. Bunlar hep cevap bekliyor. Bugün bunların birçoğunun cevap bulacağına inanıyorum… Azerbaycan'ı çok seviyorum. Ancak orası için nefsimi ve ailemi ikna etmem çok zor. Gerçekten orası için iyi bir mücahit olmak lazım. Bunun için karakterim zayıf. Ayrıca ağzımda bakla ıslanmıyor. Bu eksiklikleri yenmedikçe de adam olmam... Allah'ım beni affeyle. Hakkımda hayırlısını ver ve bana ona razı olmak kudreti ihsan eyle. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Bursa'ya Veda" adlı günlüğünden, 02.12.1996)
----------------
Bu gece herşeyi düşündüm. a-Tam teslimiyet; Azerbaycan'a giderim b-Yarı teslimiyet; Ya İstanbul veya askere kadar Bursa. Sonrası Allah kerim c-Eksik teslimiyet; Askere kadar memleket, sonra tekrar vakıf işleri d-Teslimiyetsizlik; Şimdi memlekete ve sonra artık özel bir hayat… Ben A'yı istiyorum. Babam B'yi istiyor. C biraz ihtimal dışı, D'nin olmasından korkuyorum. Ayrıca şu andaki içimdeki duygu, vakıf olaylarının bu şekilde gelişmesinden dolayı sanki D olsun gibi. Biraz bıkkınlık var, ancak hayırlı olan o değil gibi. Neyse Allah kerim. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Yolların Ayrımında" adlı günlüğünden, 03.12.1996)
----------------
Azerbaycan, üçüncü defa yolculuğa çıktığım ülke!.. Ne varsa bu ülkede beni çeken, bilemeden hep oraya yolculuk yapıyorum. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Yolculuğa Başlamadan Önce" adlı günlüğünden, 22.12.1996)
----------------
Allah'ım, bu yolculuğumu hayırlı eyle... Benim desinler veya demesinler diye amel eylememi engelle. Bana İslam için hizmet etmek nasib eyle. Başaramayacağım, altında ezileceğim yükler yükleme!.. Amin. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Yolculuğa Başlamadan Önce" adlı günlüğünden, 22.12.1996)
----------------
Aslında patlayacak bomba gibiyim şimdi. Neleri içime attım hep, başaramadım bir de her şeyi. Hülyalarım hep içimde kaldı. Aşklarım, futbolcu isteğim, evlilikteki düşüncelerim, hepsi.. Çünkü öyle olmalıydı. Dinim öyle istiyor. Babam öyle diyor. Gittiğim yol tam teslimiyet diyor. Allah öyle istiyor. Çünkü kader var ve bunlar öyle olmalı.. Allah'ın razı olduğu bir kul olmak için, Allah'tan razı olmak lazım. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Gece Yarısı" adlı günlüğünden, 07.01.1997)
----------------
Ve şimdi hepsini unutuyorum. İyi bir kul keşkelerle uğraşmaz.. Bir şeyler yapmalı, birilerine İslâm'ı öğretmeli ve dinime hizmet etmeliyim. Allah'ın razı olduğu kul olmak için çalışmalı, dünya dertlerini teslimiyete teslim etmeliyim.. Artık kurtulayım beynimi kazıyan düşüncelerden, dolu şeyler düşüneyim. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Gece Yarısı" adlı günlüğünden, 07.01.1997)
----------------
Burada büyük bir imtihandayım aslında. Benim gibi idarecilik yapmış birisinin, hiçbir rütbesi, makamı olmadan, tüm apoletlerini atmış olarak ve tanınmadan bir er olması. Geçekten nefsime çok ağır geliyor. Ancak bu, bu imtihanı atlatacağıma inanıyorum. Çünkü ben Allah'a inanıyorum. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Gece Yarısı" adlı günlüğünden, 07.01.1997)
----------------
Çünkü bana sorulsa, hiç aklıma gelmezdi. Öğretmen olmayı, askerliği ve evliliği halletmeyi düşünürdüm. Ancak kader beni bunların hiç birini eyletmeden buralara sürdü, buralara getirdi. Ve ben tecrübe ederek Allah'ın alın yazgısını -kaderi- yaşadım. Anlatsalar anlayabilir miydim acaba kaderi? Zannetmiyorum. Kader muamması gerçekten insanı yönlendiriyor. Dualar ve muhasebeler yönlendiriyor bir nebze onu. Bir de yaşayış. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Bu Gece" adlı günlüğünden, 31.01.1997)
----------------
Gece kaldırdı arkadaşlar. Saat 11'de videoya sürgün filmini koymuşlar. Onu izledik hep beraber. Sürgünü gördükçe aklıma Kızılçukur (Tavşanlı/Kütahya) geliyor. Babamın oraya sürgün edilişi, tam filmdeki gibi. Kızılçukur'da sürgün verişi, yeşerişi o toprakların. Orada okul yaptırttı. Halkı camiye topladı. Ayrıca o sürgün, babam için bir Medrese-i Yusûfiye olmuştu. Kapalı bir toplumdu, kendini yetiştirdi..
Ben geliyorum aklıma, Azerbaycan'a gelişim geliyor. Bir sürgün gibiydi bu geliş. Bursa'dan Azerbaycan'a. İnşallah burada da sürgünler filiz verir, yeşerir toprak. Minyeli Abdullah filmindeki gibi baba-oğul sürgün olayı. Ve oğulun şehadeti geliyor sonra, aklıma. Ancak babam bir an biraz yavaşladı gibi, belki onun için de benim şehadetim geriliyor. He, olabilir mi ne dersin? ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Bu Gece" adlı günlüğünden, 31.01.1997)
----------------
Şu anda bu yazıyı yazdığım zaman belki en güzel gecelerden biri. Zaten yazılarımı sadece geceleri yazabiliyorum. Gündüzleri yazı yazmak için müsait olmuyor. Demek ki yaklaşık 10 günde bir geceleri yazı yazacak kadar vakit bulabiliyorum veya bazı geceler böyle yazı yazma hissi geliyor. Ayrıca yazı yazdığım gecelerin bir özelliği var; akşam çok erken yatma. Yatsı namazı ile beraber yatıyorum. Arkadaşların gece yarılarına kadar varan televizyon seyretmelerine ve eğlencelerine bu geceler katılmıyorum. Ve gece yarısı kalkıyorum ve bu saatte yazı yazmak çok hoş oluyor.. Gelelim en önemli meseleye. Bu gece bayram gecesi. İlahi rahmetin en çok yağdığı gecelerden biri. Elhamdülillah ki bin kere. Çünkü Rabbim bana bu geceyi hiç olmazsa uyanık geçirmeyi nasip ediyor. Bana bu yazıyı yazmayı nasip eyliyor. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – Bayram Gecesi" adlı günlüğünden, 09.02.1997)
----------------
Hosrov'da taze talebe almak için imtihan vardı. Mülakattaki mahşeri kalabalık bizi çok sevindirdi. 30 tekmil, 24 hafızlığa talebe alacaktık. 300 başvuru oldu. Çok iyi bir gelişme. 600 kişilik bir kalabalık vardı. Hep içimden Osman Hocamız burada olsaydı da bu manzarayı görseydi diye geçirdim, durdum. Tohumların daha şimdiden yeşerişini görmekti aslında bu. Yetişen Hosrov mumlarının talebeleriydi çoğunluk. Artık okumuş ve okutuyorlardı. Bu kalabalığı görünce 40 tekmile, 30 hafızlığa aldık. Daha da çoğalacak gibi. 20 tekmilden, 45 de hafızlardan talebemiz de vardı. Bu kadar çok talebeyi nasıl barındıracağımızı düşünüyoruz. Ancak yine de böyle bir güzellik en çok sevindiren olay bizi. Sınıf bulur, yatakhane yapar ve onları da yetiştiririz inşallah. Çok kalabalık olacak burası. İşlerimiz de artacak tabii ki. ( "III. Azerbaycan'a gidişim – İki Buçuk Ay Fetret" adlı günlüğünden, 23.05.1997)
|