O ERLER Kİ...
* Aşağıdaki yazı Söz Ola dergisinin Şubat-Mart-Nisan 2005 9. sayısında yayınlanmıştır.
Dâva, fedâkarlık ve hasbîlik mefhûmları günümüzde neredeyse herhangi bir anlam çağrıştırmaz oldu. Elbette kırk-elli yaşın üstünde olanlar için söylemiyoruz bunu. Onlar kendi çaplarında bazı şeyleri yaşamanın heyecanını duydular. Fazlasıyla eksiğiyle bir dâvaları oldu. Onun için fedâkarlık yaptılar, mücâdele ettiler… Sözümüz genç nesle. Yani kendimize.
Bizim kuşak hepten yabancı bunlara. Sahip çıkacağımız, omuz vereceğimiz bir dâvamız olmadı, olduğunun farkında olmadık ya da. Bir şeyleri göze alıp, bazı şeyleri gözden çıkardığımız, gözümüzü budaktan esirgemediğiz pek olmadı. Karşılık beklemediğimiz, bir şeylerin hesabını yapmadan bir işe koyulduğumuz yok denecek kadar az oldu.
Ailemizin ve çevremizin bize yönelik dünyevi kaygıları ve hesaplarıyla büyüdük. Koşu atları gibi sürüldük meydana; pek azımız kırabildi etrafındaki kuşatmayı. Şimdi o anaforda savruluyor, daha çok kazanmanın, kısa yoldan kimi şeylere sahip olmanın kaygılarını yaşıyoruz. Beyhûde uğraşlar içinde, fâni hevesler peşindeyiz.
Bütün bunları düşünürken Ashâb-ı Kehf düşer aklıma. Hani şu, bütün servet ve iktidarın zirvesinde, dünyevi her türlü imkâna sahip; ancak bunların hiç birine iltifat etmeyen, bütün varlıklarını Hak yoluna fedâ eden hasbî gençler.. Sahip oldukları her şeyleri geride bırakıp yollara düşen, hicret edenler.. Her türlü kaygı ve korkuyu geride bırakanlar.. Onlar o kadar övgüye değer idiler ki, Allah onları en son kitabında, kıyamete kadar gelecek tüm gençlere misâl olarak anlattı: “Onlar Rablerine imân eden gençlerdi ve biz onların (Allâh yolundaki) sebâtlarını artırdık…” ( Kehf, 18/13)
Peygamber (s.a.) zamanından Mus'ab ibn Ümeyr (r.a.) düşer gönlüme. O dâva, fedâkarlık ve hasbîlikte Ashâb-ı Kehf'ten farklı mıdır? Gençtir, yakışıklıdır, her türlü imkâna sahiptir. Ne var ki, derin bir sevgi kuşatmıştır yüreğini. Alev alev yakmıştır içini. O sevgi yollara düşürmüştür, onu. Cânu tenden geçirmiştir.. Allah ve Resûlullah'a olan bağı her şeye galebe çalmıştır. Nice insanın yüreğine imân tohumu atmıştır sonra. Ve Uhud günü Şehid düşerken Hak katında tasdiklenmiştir, onun bu sevgi ve fedâkarlığı: “Müminler arasında öyle erler vardır ki, Allah'ın huzurunda verdiği sözü yerine getirmiştir. Kimi (ölüme gitmek suretiyle) ahitlerini yerine getirmişlerdir, kimi de kararlarından vazgeçmeden (ahitlerini yerine getirmeyi) beklemektedirler.” (Ahzâb, 33/23)
Ve Hâfız Emin Yeter düşer yâdıma. O, genç yaşta Allah yolunda hizmet için terk-i diyâr eden bir hâfız-ı Kur'ân'dır. Kaht-ı ricâlde “Kim var?” diye sorulduğunda, “Ben varım!” diyebilen; Azerbaycan- Aliabad'a Kur'ân iklîmini taşıyan bir gönül eridir. O şimdi, Kafkasların bağrında yatan; arkasından Arafat'ta bir güzel insanın diliyle “Aliabadlı Mus'âb” ünvanı verilen, şehâdetine şâhit olunandır: “Ey Hâfız Emin! Ebedi yolculuğun, bir Cuma seherinde hizmet aşkı ile koşarken oldu. Bu kahramanca ve yiğitçe ölümü karşılamaktı. Muhakkak ki göğsün Kur'ân, kalbin imânla doluydu, dudaklarında Rabb'in zikri vardı. Vuslatın mübârek olsun!” ( Osman Nuri Topbaş, Muhabbetteki Sır, s. 348)
Bir de Dâva Delisi Kerim var zihnime düşen. Belki gerçek, belki hayâldir. Mustafa Kutlu anlatır onu, Ya Tahammül Ya Sefer'inde. Kerim, dâva şuurunda üniversiteli gençlerin arasında bir yeniyetmedir. Fedâkarlık, samimiyet ve sebâtın sembolüdür. Bir heyecan hâlesi içinde, dâva için ne söylenirse yapmaktadır ve bundan büyük bir çoşku duymaktadır. Gün gelmiş, gelen gitmiş, iş güç sahibi olmuş ve dâva sahipsiz, Kerim yapayalnız kalmıştır. Ancak o, hep o günlerde, o dâva için koşturulan ortamın özlemiyle yaşamıştır.
Nerede şimdi dâva delisi olanlar? Nerede bütün varını geride koyup yollara düşecekler? Var mı Allah ve Rasûlullah sevgisiyle yüreği kavrulanlar? Var mı sağına soluna bakmadan “Ben varım!” diyebilenler?
Artık ne “Âsım'ın Nesli” olmaya tâlibiz, ne “Diriliş Nesli”. Ne Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını gediğine koymaya namzediz, ne ilim irfân sahibi olmaya. Ne Dâru'l Erkamlarımız olsun derdinde, ne Mus'ab olma hayâlindeyiz. Fazla karamsar olduğumu mu düşünüyorsunuz? O halde ses verin ey dâva şuurunu kuşanma azminde olanlar!
Mesut KAYA 
|