MAVERA'YA YOLCULUK

   * Bu yazı Haziran 1999'da Kervan -Araştırma, Fikir, Edebiyat, Tarih- Dergisi 1. sayı sayfa 26-27de yayınlanmıştır.

   Hasan Yeter kardeşim Kurban Bayramına iki gün kala İstanbul'dan telefon ediyor. Kısa bir hasbihalden sonra “Abi” diyor, “Emin Abim!?...sukut!... Sizlere ömür diyor. Azerbaycan'da vefat etti. Boğazım kuruyor... içimden bir parça kopuyor, yutkunuyorum. Hem de kurbana iki gün kala.. O her şeyin güzelini yapardı. Aramızdan ayrılışı da ansızın oldu.

   Bir hafta sonra başka bir Hasan (Gümüş) kardeşim arıyor. Abi, Emin abi için bir duvar gazetesi hazırlayacağız. Seninde bir yazını bekliyoruz diyor. Tamam Hasancığım diyorum.

   Günler geçiyor. Yazıyı hazırlamakta zorluk çekiyorum. Kalemi her elime alışımdan önce birlikte çekindiğimiz onca fotoğrafa bakıyorum. Emin hep gülüyor. Yüzünde hep tebessüm. Azerbaycan'a gideceğinde hediye ettiği “Şuşa Dağlarını Duman Bürüdü” isimli kitabını getiriyor, ilk sayfasını açıyorum. Kendi el yazısıyla yazdıklarını okuyorum. Yüreğimi duman bürüyor. Ah Emin, diyorum. Zamansız ayrıldın. Önce Mustafa (Dede), sonra sen, sonra kim?...

   Somuncu Baba'da senin belletmenlik yaptığın grup bu yıl imtihana girecekti. Onlar senden duâ bekleyeceklerdi. Sen imtihanları aştın gittin.

   “Gittin ne halde gönlüm bilsen firkatinden
   Kervan geçen konakta kalmaz ateşten özge.”

   Arkanda sayısız kırık gönül ve gözyaşı bıraktın. Sen çağın Mus'ab'ısın. Sizler Türk illerine atılmış bir avuç gönül tohumusunuz.

   Sizler Peygamber nakşı ve büyükler himmetiyle atılmış aşk ve iman kıvılcımlarısınız. Oralar sizlerin kıvılcımları ile neşv'ü nema buldu.

   Ey dost! Gurbet ellerinde karşıladın Azrail'i. Eminim ki yine tebessümle karşılaşmışsındır. Üstad N. Fazıl

   Bu dünyada renk, nakış, ne varsa küsüm
   Gözümde son marifet, Azrail'e tebessüm”

   Derken sana tercüman olur.

   Yalan dünyadan gerçek bir hikaye ile ayrıldın aramızdan. “Oyun, oynaştan” ibaret olan şu fani dünyada birkaç arşın bezden başka, yüzlerce yürek kazandın gittin, gelinmez yola...

   Gönlünü gençlere, yetim insanlara açan nadir bir insandın. 1994'te Somuncu Baba Vakfı'nda hazırladığımız “Şiir Gecesi” sonucunda oluşturulan şiir kitabında Yahya Can'ın okuduğu Emin Vehbi Honazlı mahlası ile yazdığın “İstiyorum Bu Gece” isimli şiirin ilk kısmını buraya aktarmadan geçemeyeceğim.

   Şimdi öleceğimi düşünmek istiyorum
   “Rabbim Allah” demeye çalışırken
   Bana sırıtan ve yendiğini sadece işaret parmağıyla gösteren
   Nefs, şeytan ve negatif duyguları, düşünmek istiyorum bu gece

…..

   Yatağa yatar gibi, fakat kalkmayacak olarak yattığım son yatağımda,
   Beyaz kefenlerle öbür dünya yolculuğuna çıkışımın heyecanını
   Hemen şuracıkta: kalbimin derinliklerinde
   Duymak istiyorum bu gece

   Gönlüm, hizmet aşkı ile dolu olan bir kardeşin aramızdan ayrılışı ile üzgün. Karanlık ve ıssız bir gecede Zühre yıldızının kayması gibi gittin. Sıcak tebessümlerine yüreğimiz hep hayran kalacak. Çöllere yağmur ne zaman yağacak artık bilinmez sensiz. Ölüm senfonisini senin sevda ve ayrılık şarkılarında dinledik.

   Ve ölümün bir ayrılış, bir hicran değil, bir muştu, bir şeb-i aruz olduğunu senden öğrendik.

   “Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber.”

   Müjdesini sen fısıldadın kulağımıza, sen hissettirdin bize yaşamın bir kimlik belgesi taşımaktan başka bir şey olmadığını.

   “Ölüm bize ne uzak, ne yakın bize ölüm
   Ölümsüzlüğü tattık ne yapsın bize ölüm”

   Ey unutulmaz güzel dost. Emin olan kardeş! Kırmızı karanfiller ve Fatihalar sana olsun...

Ahmet TECİM