O, erdemin peşine düşmüştü…
Bir gün ekmek peşinde koşan bir ekmek arabası onun yolunu kesti…
Onu ne zaman görsem Hazreti Osman'ı hatırlardım. Saadet asrının perdeleri açılırdı. Bu tiyatronun her sahnesinde, ağırbaşlılık, mütevâzilik, hoşgörü, sükûnet, sevgi ve dram varsa hep onun ellerinde büyürdü. O bu dünyanın büyüttüğü biri değildi sanki… Namaz kılışından anlardım onun dünyaya başkaldırışını. Her zaman boynu bükük ve yalnızdı sanki. Yurdun o ince uzun salonunda onu yürürken gördüğüm zaman içim ürperirdi. Kur'an'dan yana bir yaşayışı vardı. Hayalleri vardı; İstanbul'u yüreğine basıp, Anadolu'da çiçek çiçek açmak… Okumak, yazmak , düşünmek, ümmete yararlı bir nefer olmak, evlenmek, iş güç sahibi olmak…Belki o, hayatı bir akış, bir yansıma olarak görüyordu. Her şey sahte bir görüntü şeklinde akıp giderken, Kısıklı'da ayna kırıldı…
Oysa, O erdemin peşine düşmüştü. Ekmek peşinde koşan bir ekmek arabası onun yolunu kesti. Aynadaki hayaller ve ümitlerin raksı sona erdi. Işıklar söndü, ud kırıldı, ney sustu. Yalnız bir ses vardı. Modern hayatın boğduğu bir ses vardı ki, taşıdığı volkmeninden o ses yükseliyordu : “İnnâ lilâhi ve innâ ileyhi râciûn.”
O, onu bizden fazla sevdi. Onun sırrını o gittikten sonra keşfettik. Günlüğü ele verdi onu. Günlüğüne yazdığı “sen” yazısında ölümü keşfetmeye çalışıyordu. Yaprak düştü, çiçek soldu artık. Günlüğünde o cümlenin altını çiziyor : “İlim yolunda ölen şehittir.”
Sevgili Adem! İnanıyorum ki sen gerçekten şehitsin. Seni meleklerin kanatları taşıyordu. Şimdi her yerde hatıran var. Bu salonda işte şu sandalyeye oturup konferans dinledin. Otobüse binmek için şu durakta bekledin. Şu sırada oturdun, ders dinlemek için şu bahçede dolaştın. Ağaçlarda, çiçeklerde bakışların kaldı. Bu toprak ayak izlerini saklıyor. Yemek sırasında bekledin. Camide sağ tarafta kaloriferin yanında namaz kıldın…
Yaprak düştü, çiçek soldu, ayna kırıldı belki ama sen aramızdasın. Kimileri seni bir düş gibi gördü ama asıl sen bize, hayatın bir düş olduğunu öğrettin.
Sevgili Adem! Ne zaman Kısıklı'dan geçsem senin volkmeninden yükselen sesi duyuyorum… Bir de ekmek arabasının acı frenini… Nûr içinde yat…
|